Daha önceki yazımda Amerika'nın Teniste spor psikolojisine verdiği önemden kısaca bahsetmiştim. Şimdi bunu biraz daha açarak sizlerle paylaşmak istiyorum.
Geçtiğimiz günlerde oynanan Grand Slam Turnuvalarının en asili Wimbledon’ın finalisti Fransız raket Marion Bartoli bize teniste akıl gücünün ve psikolojinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Turnuvanın başından beri maçlarını dikkatle izlediğim Bartoli’nin kendini maçtaki her puana nasıl konsantre ettiği beni gerçekten de çok etkiledi.
Bu sebeble belki bir çok kişinin süpriz gözüyle baktığı Bartoli’nin bu final başarısı benim için çok da büyük bir süpriz olmadı. Eğer dikkat ettiyseniz Bartoli her puan öncesi yaptığı rutin haline gelmiş hareketleriyle kendini bir sonraki puana hazırlıyordu. Bartoli return yaptığı her puan öncesi hazır pozisyonuna geçmeden önce baseline çizgisine yaklaşıyor ilk önce hedefe bakıyor ve daha sonra da forehand ve backhand vuruşlarını sanki topa vuruyormuş gibi raketini boşa sallıyor. İstinasiz her puan öncesi aynı hareketleri yapan Bartoni’nin bu rutinleşmiş beyin jimnastigi, bir önceki puanı unutmasını, o returne, o puana konstantre olmasını ve en önemlisi de kafasında ki düşünceleri raket sallayarak bir kenara atmasını sağlıyarak onu rahatlatıp kaslarını gevşetiyor.
Teniste ve eminimki hemen hemen her sporda rutinler çok önemlidir. Tenis sporu bireysel olduğu için oyun esnasında kafanızda geçen binbir türlü düşünceyle yapayalnızsınızdır kortta...bu düşünceler, sizi zihnen yorarak fiziksel oyununuzun seviyesini düşürür. Bu sebeble her geçen puan ve game'ler dahada kasılan kaslar, gerçek tenis oyununuzu imkansiz hale getirir. Hiç kaçmayacak toplar kaçırır, gereksiz hatalar yapar, kendinizi içten içe yersiniz. Aynı zamanda maçın başındaki gerginlik ve stres te vucuda yayılır. Bunlar gibi birçok zihinsel etkenin fiziksel vuruşlarımızı etkisi altına alması ve kasların da kasılmasıyla sporcu adeta topa vuramaz hale gelir. İşte bir çok tenisçinin maçta bu noktaya gelmesi ; aklıyla, vucudunu nasıl yönetmesi gerektiğini bilmemesinden kaynaklanir.
Tenis bireysel bir spor oldugundan bir tenisciye yarayan yöntem diğerine yaramayabilir. Bu sebeble, yine kendini en iyi taniyan ve ona hangi rutinin yaradığını deneme yanılma yöntemiyle yine tenisci kendi başına çözecektir. Bartoli örneğinde olduğu gibi teniscinin kendine yarayan bir rutin bulması gerekir ve bu zamanla alışkanlık haline gelir.
Tenisci her boşluğa ve zora düştüğunde bu rutine geri dönebilmeli ve bu rutin ona guven vermelidir. Başka bir örnek vermek gerekirse, Amerika’daki bir takim arkadaşım her return öncesi return yapacağı köşenin arkasındaki tellere yürür orada raketinin telleriyle oynadıktan sonra arkası dönük bir şekilde çizgiye geri doner. Arkası dönük bir şekide çizgiye geldikten sonra ne zaman kendini hazır hissederse ileri bakarak hazır pozisyona geçer, bu şekilde zaman kazanan tenisci bu süre içersinde kendini rahatlatarak, beyninde söyledigi pozitif düşüncelerle bir sonraki puan icin kendini hırslandırır. Bu ve bunun benzeri birçok rutin bulunabilir bunun en basiti ve hemen hemen birçok teniscinin kullandığı yöntem ise raketin telleriyle oynamaktır. Bu da diğer rutinlerde olduğu gibi teniscinin sadece raketin tellerine konsantre olmasını sağlar böylece tenisci kafasında ki gereksiz düşüncelerden arınır ve sadece tenise ve o puana konsantre olur. Etrafta ne olursa olsun raket telleriyle oynamak raketin tellerine yoğunlaşılmasını sağlar. Teniste geldiğimiz 2000 li yıllarda Türk tenisinin daha da ileriye gitmesinin en önemli yolu, teniscilerin tenis tekniğinin üstünde duruldugu gibi psikolojik akıl olarak da eğitimine önem verilmesi gerekir. Bu eğitim bir kaç günde kazanılacak bir yöntem de değildir çünkü akıl alışık olmadiği bir düşünce yapısına ilk önce karşı çıkacak ve kişi için bu mentaliteyi korumak güç olacaktır. Ama inatla üstünde durulduğu takdirde tenisciler kortta kendi rutinlerini bularak daha ileri gittiklerini göreceklerdir. Zaten dünya sıralamalarında yer alan bir çok tenisci bu kilitlenme noktasını çözebildigi ve kendini tanıdığı için geldikleri yerlerdedir. Zaten profosyonellerle, amatörleri ayıran en onemli noktada budur.
Kortta herkes kendi cevabini arayıp bulmak durumda, ama sağlıklı bir cevaba ulaşabilmenin en temel koşuluda öncelikle hayal görebilme becerisine sahip olmak. Yani, varmak istediğimiz bir anın, bir noktanın, bir hedefin resmini çizmeliyiz kafamızda. Bir sonraki yazımda zihinde hayal kurmanın bir zaferi kafada çizmenin tenisciyi her zaman bir adım öne geçirmesiyle ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşacagim.
Şimdilik sevgiyle kalin.
ruya.inalpulat@sporha.com