Uzun bir aradan sonra ne ile
ilgili yazsam soruma en sonunda cevap buldum. Yazın Türkiye de bulunmam ve yarışlara katılmam nedeniyle yazmam pek objektif olamayacağından(ister istemez) maalesef araya epey uzun bir süre girmiş oldu .. Artık aradan oldukça fazla zaman geçtiğine göre, olaylara subjektif açıdan bakmadığımı farketmemle yazmaya karar vermem bir oldu.
Bugün Amerika'daki ve Türkiye'deki atletizm sistemleri arasındaki trajikomik farkları yazmaya karar verdim. Kendileri test edilmiş ve onaylanmıştır.
1. Amerika'daki Üniversitelerde okuyan sporcular kesinlikle Türkiye'dekilerden çok farklı. Kimsede birbirine kötü bakışlar atmak yok!
2. İnsanlar arasında burada genel bir yardımlaşma hakim. Neredeyse çivilisini isteseniz verecek rakibiniz.!
3. Susadığınızda yanınızda suyunuz yoksa, başkasından su istemeye korkmuyorsunuz burada "Ayy ya bunun icinde ilaç varsa..." diye düşünüp.!
4. Herkes güleryüzlü ve nazik. Ve işin güzel tarafı kesinlikle yapmacık değil!!!
5. Dedikodu?? Hymm yüzdeye vurursak Türkiye'dekini de %100 baz alirsak, burada bu sadece %7 civarinda. O da olmazdı da, liseden yeni mezun olmuş sporcular hala o havayı pek üstlerinden atamadıklarindan başka takımın karşı cinsleri hakkında konuşuyorlar.!
6. Sezon başında kimse Dünya Rekoru kırmaya çıkmıyor. Türkiye'de hele de Nisan sonu, Mayıs başı selamlaşanı görmek oldukça zor. Nedeni belli, bu sezonun dünya rekortmeni dolu ortalık..!
7. Bu kadar fark arasında bir de benzerlik koyalim tabi, burada da drama daha çok kızlar arasında. Arada kıskançlık falan hani olur da çıkarsa(ki pek nadir), bu kızlar arasında oluyor.!
8. Kimsenin antrenörüyle adı duyulmuyor, bu tarz çirkin şeylerin sporun önüne geçmesine izin verilmiyor. Anlayacağınız etik hat safhada.!
9. Burada olmamış şeyler olmuş gibi kulaktan kulağa yayılmıyor. Yanlış bir haber duyar da paylaşırsanız karşıdaki "Aaa öyle mi olmuş?" demiyor, aksine "Hayır o öyle değil" diye düzeltip sizi laf taşımaya çalışan kötü insan konumundan çıkarıyor.!
10. Yarışlardan sonra kimse sakatlık numarası yapmıyor, özellikle geçilen kişi insan gibi tebrik etmesini biliyor, içinden tabii ki kizsa da bunu kendisini geçene trip atma yoluyla göstereceğine antrenmanlarina daha çok yoğunlaşıp daha çok çalışıyor.!
11. Tabii ki burada da birbirinden pek haz etmeyen insanlar var, ama kimse durduk yerde, nedensiz, sırf arkadaşı biriyle konuşmuyor diye o kişiyle konuşmazlık etmiyor. Ilkokul tripleri çoktan aşılmış..!
12. Yarışlarda kimin koşacağına karar verildiginde "Nasıl olur da bana sormadan onu koştururlar" diye hiç bir sporcu spordan sorumlu devlet bakanı gibi davranmıyor.
Sonuc olarak atletizmi eskiden daha çok sevdiğime karar verdim tüm bu gel-gitlerden sonra.. Nedeni ise, burada antrenörümün yanımda olmayışı, otomatikman çok büyük bir motivasyon eksikligi, derslerimin çok yoğun olması sebebiyle bazen günde uykuya bile ayıracak zamanımın 4 saate düşmesi, haftada taş çatlasa 5 antrenman yapabilmem, tüm sezon boyunca (hafta ya da ay degil,sezon!!) 5 kere haltere girebilmem fiziksel açıdan benim için çok büyük eksiklik. Zaten oyun artık benim bildiğim oyun değil, kendimi Türkiye'ye geldiğimde(pistlerden bahsediyorum burada tabi) misafir sanatçi gibi hissediyorum maalesef. Burada Türkiye'de olan antrenman disiplini yok, orada ise tum yukarda saydiklarim..
Keşke çok sevdigim ülkemde atletizm bu hale gelmeseydi, ama yapılacak birşey yok. Kurtlar sofrası dedikleri bu olsa gerek. Bana da olaylara daha objektif yaklaşabildiğimden, bu durumun içinde olanların göremeyeceklerini görebildigimden(dişardan seyredebildiğimden), bunları yazmak düşüyor.. Bu tabii ki herkesi kapsıyor diye birşey yok, istisnalar ne zaman kaideyi bozmuş ki, ama genel imaj maalesef budur. !
Herkese iyi gunler..
Pınar Saka
pinar.saka@sporha.com