Biz Türkler tüketici bir toplumuz ve her fırsatta
bunu sergilemekten de geri durmuyoruz. Örneğin bir "ağa dizisi" başladığında peşinden 4-5 tane daha anında çekildi, ne de olsa tuttu, ee öyleyse sonuna kadar kullanmak lazım.. Ya da bir "Popstar" yarışmasıyla tüm kanallara dolan benzeri yarışmalar.. Son günlerin modası, tüketiciliğimizi atletizmde sergileme yolumuz ise yabancı sporcu transferleri..
Aslında yıllar önce başlayan bu akım zamanla popularitesini yitirdi. Yıllar önce Elvan Abeylegesse'nin, sonrasında Tezeta Dengersa'nın transferi ile tekrar su üstüne çıkmaya başladığını düşündürse de, aslında yabancı sporcuların tekrar popüler olduğu yıl 2007dir. Geçen yıl Fenerbahce'nin renklerine kattığı orta mesafe koşucuları Seltana Ait-Hammou ve Youssef Baba dışında bu yil ENKA'nin 50. kuruluş yildönümü ve Fenerbahçe'nin 100. kuruluş yıldönümü sebebiyle rekabet iyice kızıştığından önce ENKA'nın kısa mesafe koşucusu Angela Morosanu'yu transfer etmesine karşılık, Fenerbahce erkekler transferine önem vermis ve Güney Afrikalı engelci Ockert Cilliers ile sözleşme imzalayarak 2 yabancı sporcu limitini doldurmustur. Geçtigimiz yıllarda Fenerbahçe'nin erkeklerde üstünlük sağladığı 1. lig yarışmalarının daha çekişmeli geçeceği ise ENKA'nın yabancı transfer sezonunun bitmesine 4 gün kala Kenya lı 3000 Metre Engelli Dünya Gençler Şampiyonu mesafeci Willy Rutto ile Güney Afrika lı sprinter Snyman Prinsloo'yu transfer etmesiyle kesinlik kazanmıştır. Masa başındaki rekabet önümüzdeki aylarda pistlerde de kendini gösterecek ve kazananın kim oldugunu belirleyecektir.
Benim kişisel görüşüm, yabancı transferlerin Türk atletizminin gelişmesinde rol oynayacağıdır. Nedenleri ise çok basit.. Kendi yağımızla kavrulup duracağımıza, yeni koşucular ile rekabet artacak, sporcular kulüp içindeki branşlarını kaptırmamak için daha hevesli çalışacak ve kazanan sonunda Türk atletizmi olacaktır. Dereceler gelişecek ve biz de Türk atletlerini görmeyi çok istediğimiz uluslararası arenada görme şansına erişeceğiz. Fakat yabancı transferlerle ilgili madalyonun bir de öbür yüzü var. Sadece sezonluk anlaşılan yabanci atletler dışında bir de Türkleştirilen atletler var ki, bu bir çok atletin kafasında soru işaretleri yaratıyor. Örneğin bir websitesinde tartışmaya açılan bölüm "Yabancı Atletlerin Türkleştirilmesi Sizce Doğru mu?". Bence doğru. Ben insanın doğup büyüdüğü yerin değil, bayrağını gururla taşıdığı, o ülkenin başarısı için varını yoğunu ortaya koyduğu ülkenin vatandaşı olduğunu düşünüyorum. Ulu önderimiz Atatürk'un sözu "Ne Mutlu Türküm Diyene" benim yürekten desteklediğim durumun en güzel özeti..
Fakat bazen Türk atletizminde kaliteyi artırma niyetli yapılan bu çalışmalar bazı karışıklıklara, polemiklere neden olabiliyor. Örneğin, Türkleştirilen sporcu başka bir ülkenin vatandaşı olmaya karar verdiğinde ne olacak? Bunun örnegini gördük, Bulgar asıllı 100 ve 200 metre koşucusu Nora Güner (gercek adıyla Nora Ivanova) Türk vatandaşı olmuş, 100, 200 ve 300 metre Türkiye rekorlarını kırmıs, 4*100 metre rekorunu elinde bulunduran milli takımda yer almış, çok geçmeden Türk vatandaşlığından Bulgar vatandaşlığına geri dönmüştür. Fakat rekorlar hala onun adı altında duruyor. Ben Türk olan yabancı bir sporcunun rekorları kırmasına asla karşı değilim, aksine desteklerim belki bizi hırslandırır, gelişmemize yol açar diye, fakat kendi vatandaşlığına geri dönen kişinin hala rekorları elinde tutmasina karşıyım. Eğer ömrünün sonuna kadar Türk kalacaksa, derecelerin yakışacaği yer kesinlikle rekorlar bölümüdür, fakat kararını değiştiren bir sporcunun dereceleri bence "En iyi Derece" adlı bir bölüm yapılıp oraya taşınmalı. Bana göre biz şu anda Bulgar rekorlarını taşıyoruz "Türkiye Rekorları" listesinde.
Federasyon bence bu konuyu tekrar gözden geçirmeli, belki oylamaya sunmalı. Onaydan geçtiği takdirde onun derecelerinden sonraki en iyi Türk dereceleri rekor sayılmalıdır. Böylesi, kırılması çok zor gözüken, hatta yaklaşılması bile çok zor gözüken rekorları daha kırılabilir kılacak, sporcuları daha çok ateşleyecektir. Keşke Türk sporunun gelişmesi için elinden gelen herşeyi yapan federasyon bu konuyu da ele alsa, hala faal atletizm yaşamını sürduren bir atletin gözünden görünen bu durumu değerlendirse..
Not: Nora Güner'i örnek göstermedeki amacım kesinlikle belirli bir kişiyi hedef almak değil, sadece son yıllarda yaşandığından ve insanlarin da daha içinde olduğu bir durum olduğundandır.