Soru çok basit ama maalesef cevabı bu kadar basit değil.
Soru çok basit ama maalesef cevabı bu kadar basit değil. Önce Süreyya Ayhan'la kendimizi bir anda doping skandalında bulduk,
yok görevli sinirlendirdi, yok gelmediler derken sonuçta Türk atletizmi en değerli sporcusundan 2 yıl mahrum kalmak durumunda kaldı,
tam bunu atlattık derken bu sefer cezası bitti neden hala yarışmıyor soruları ve federasyonla kavgalarıyla tekrar gündeme gelip kamuoyunda atletizm olarak
artı (!) puan toplamaya
devam ettik , yazın daha 19 yaşındaki sporcu Anıl Şenova'nın verdiği numunede dopinge rastlanmasıyla biraz da üzülerek kendimizi
güç durumda bırakmaya devam ettik ve derken bir de Binnaz Uslu skandalı!! Turk atletizmine neler oluyor?!
Günlerdir bu konu üzerinde düşünüyorum, bir neden bulmaya çalışıyorum ama nedenden ziyade daha çok olasılıklara vardım diyebilirim ..
Sporcular muhakkak ki başarılı olmak ister fakat niçin ilaç kullanır? Özellikle genç yaştaki ilaç kullanımının nedeni ne olabilir? Hiçbir mantıklı
açıklaması yok bence çünkü genc yaşta kırılan Türkiye rekorları, belki gidilen 2-3 yurtdışı yarışı ve alınan 200 dolarlık harcirahtır cazip kılan
ama kılamamalı! Bu kadar değersiz olmamalı bir sporcunun hayatı.. Hangi rekor daimi duracak ki? Bütün rekorlar kırılmak içindir, eğer sporcu kendi
isteğiyle hırslarına yenik düşüp de kullanıyorsa bu maddeleri, karacigerinde oluşacak ve ileride çok büyük tehlikelere neden olacak sağlik sorunları,
özellikle bayanlar için garip, kalın, mekanik ses tonları, her iki cinste de yüksek kalp krizi geçirme riski.. Dahası yakalanınca zedelenen imaj,
toplumda dişlanma.. Tüm bunlara değer mi 1 saniye iyi koşmak ya da 20 cm daha uzağa atlamak, 5 cm daha yükseğe atlamak? Çivi çakmayacağımız garanti
atletizme, elbet birgün bitecek ve gerçek hayat şartlarında yaşayacağız, işimize gücümuze ailemize bakacağız, hayat 400 metrelik pistten daha fazla şey
olacak gözümüzde, ama şimdiden bu şekilde davranıp, fazla antrenman yapıp yorulup da hakkımızla kazanacağımıza kolay yolu seçip "Nasıl olsa herkes yapiyor"
mantığıyla haksız rekabet olduğunu düşünerek "Ben de yapmalıyım rakiplerimden geri kalmamak" için dersek, bunun sonu yok,
daha doğrusu geçici sonu var tabi 2 yıllık ceza, bir sonraki adım ne peki? Spordan men!! Ne için? Sporda daha iyi yerlere gelebilmek adına kestirme yolu
seçtiğimiz için!
Ben özellikle genç yaştaki sporcuların daha çok antrenör baskısıyla ya da isteğiyle bunu yaptığını düşünüyorum. Antrenorlerimiz bizim için bilirkişilerdir
ve kimse kendi antrenörümüzden daha bilgili degildir. Başka sporcunun yaptığı antrenman bizim antrenörümüzun verdiği antrenmanlara benzemiyorsa, "O kişi
işi bilmiyordur"! Yani buradan çıkaracağımız antrenörlerimize saygımiz sonsuz, dediklerine güvenimiz sonsuz, onlar bizim için en iyisini isterler.
Fakat ailemiz gibi mi en iyisini isterler? Sanmıyorum çünkü ailemiz her zaman "Önce sağlık" mantığıyla yaklaşırken, özellikle son zamanlarda
artan doping skandallarıyla antrenörlerin yaklaşımının "Önce başari" olduğunu varsayabiliriz. Sporcunun iyi koşması, atlaması, atması demek, antrenörün
kendini daha çok kanıtlaması, başarılı olması, para kazanması demektir. Yani iki tarafın da birbirinden çıkarları olduğu bu noktada sporcuların
daha fazla zan altında kalmaması için antrenörlerimize daha çok iş düşüyor çünku özellikle genc yaştaki sporcular, 18 yaşını geçmiş de olsa, gençlik ateşiyle, kazanma hırsıyla,
çok iyi düsünmeden hareket ederek çok büyük hatalara atabilirler kendilerini.
Amerika ile Türkiye arasındaki fark burada. Burada lise yıllarındaki spora bakınca bir an küçümsedim ,dalga mı geçiyor bunlar, şaka gibi.. diyerek.
Aslında sadece bize empoze edilen rekabet, kazanma hırsıydi bunları bana düşündüren. Yarışa çıkmadan ısınma sırasında asla rakiplerle konuşmamak
(ozellikle kızlar), her yanlarından geçişlerinde "Şu ilerdeki dağlar var ya işte onları ben yarattım" havasıyla yürümek.. Bunlardan burada eser yok,
ne lise ne Üniversite atletizminde. Herkes sporu zevk için yapıyor, illa ki yasaklı madde kullanımı her yerde olduğu gibi burada da var ama bizdeki gibi
"Aa, X 25 net koştu 200 ü, biliyorum ilaç kullanıyor, ben de kullanayım" mantığıyla değil. Justin Gatlin mesela, hayatını atletizmle kazanan
bu sporcunun gecen yıl Kansas Relays yarışmalarında sadece gösteri amaçlı Maurice Green'e karşi koştuğu 4*100 metre sonrası verdiği numune pozitif çikti,
onu haklı kılmamasına rağmen daha anlaşılır kılıyor tabii ki dünya rekorunu kırması, dünyanın bir numarası olma isteği onu bu yanlış yola sürüklemiş.
Fakat maalesef Türkiye'de ki doping yaşının bu şekilde düşmesi bence tehlikeli.
Federasyon bence en cok bu konuya eğilmeli ve buna neden olacak şekilde sporculara yaklaşılmamalı.
Son zamanlarda transfer edilen sporcularla ilgili bilgiler gazetelerde yer aldığında, internetten okuyucu yorumlari genelde şoyle:"Bir tane daha mı?
Aman bu da dopingli çıkmasın da!". Ne kadar üzücü bir durum aslında, her koyun sadece kendi bacağından asılmıyor, dolaylı olarak kurunun yanında yaş da
yandığından tüm atletler doping kullanıyor konumuna düşüyor!
Rekabet iyidir ve gereklidir ama kişinin kendi sağlığını ya da daha da kötüsü sporcusunun sağlığını tehlikeye atacak seviyede değil.
Bu sadece atletizm için değil tüm sporlar için böyle olmalı. Spor dünyanın en guzel şeyi fakat asla hayatın kendisi degil.
Bir sakatlıkla o pistte kendimize yarattığımız dünyadan çıkıp gerçek dünyaya geçiş yapabiliriz, ya da zaman ilerledikçe
mecburen sporu bırakıp tabiri caizse, hayat mücadelesine girişecegiz, hayata 1-0 geriden başlamamak için sağlik sorunları yüzünden, ya da
toplumda dışlanma,rezil olma yüzünden 2-0 yenik başlamak yerine guzel guzel herkes yeteneği kadar spor yapmalı, daha fazla zorlamamalı.
Önümüzde bizi bekleyen güzel bir hayat var, ve neden geriye baktığımızda hatırlayacağımiz bu tür olaylar yerine güzel anılar olmasın ki?