Hayat her zaman bize sürprizler sundu, sunuyor ve sunacak.
Yaşamanın en güzel yanı da bu zaten... Bazen yüzümüzü güldürecek şeyler çıkaracak karşımıza, bazen de üzecek. Her şeyin değerini anlayalım, yaşamanın tadına varalım diye.
Hepimizin kötü zamanları olmuştur; yok diyecek biri olduğunu zannetmiyorum, ama benim en sevdiğim sözlerden biri "Allah kimsenin taşıyamayacağı yükü vermez". Özellikle gençliğe ilk adım attığım dönemde her şey dünyanın sonu olabilecek gibiydi. 13-14 yaşlarında aynaya bakıldığında "Hii, bu yüzümdeki şey de ne; sivilce olmasııın ?", veya "Annemle çok kötü kavga ettik,ölmek istiyorum".. Ne kadar da kolay dökülüyor olumsuz sözler ağzımızdan, ya da ne kolay umutsuzluğa kapılıp her şeyin en kötü yanını görüyoruz. Gerçek ise o anda içinde olduğumuz durumdan o kadar farklı ki.. O an size kabuslar yaşatan dakikalar kısa bir süre sonra alay konunuz, arkadaşlarınıza kahkahalar atarak anlattığınız şeylere dönüşüyor. O an ki sıkıntıysa... "O da ne, benim canımı sıkan şey gerçekten bu mu yahu?" diye kendi kendinize şaşırdığınız bir duruma dönüşüyor.
Hepimizin hayatında hayal kırıklıkları da olmuştur elbette. Kim her istediğine kavuşmuş ki? Maddi kazançlardan bahsetmiyorum elbette. Yok mu çok zenginler, istediklerini satın alabilecek? Ama onlar da her istediklerine sahip olamıyor . Örnek mi? Sakıp Sabancı... Türkiye'nin en sempatik zenginlerinden merhum Sakıp Sabancı hiçbir zaman tam anlamıyla mutlu olamadı. Neden? Özürlü çocuklar için hastane yaptırdı, fakat kendi oğluna çare bulamadı. Bunu da bir röportajında dile getirmişti.
Bazen çok sevdiğimiz bir işte en iyi olmak isteriz, ama bunu her zaman başaramayız. Bunu kendimize sorun yapıp kabusa dönüştüreceğimize, o anin tadını çıkarmayı öğrenmeliyiz.
Burada yarıştan önce cok stresli olduğumu gören arkadaşım beni rahatlatmak için bir şeyler söyledi, hiçbiri işe yaramadı. Bir an durdu baktı, "Hey,kendine gel, bu senin ölüm kalım savaşın değil, biz sporu eğlenmek için yapıyoruz,tabii ki kazanmayı herkes ister ama bir kişi kazanacak. Tadını çıkar, elinden geleni yap, kazanırsan sevin ama kaybedersen kahrolma!" Ben ilk defa kendime ne kadar da stres yaratıyormuşum böyle hiç yoktan yere diye düşündüm. Heyecan tabii ki işin olmazsa olmazı fakat suratımı asmama , insanları kırmama sebep olan , o beni etkisi altına alan stres denilen şeye de ne oluyor? İşe yaradı, hırsımdan bir şey kaybetmedim; ama kaybedersem dünyanın sonu olacakmış gibi bir tavır takınmayı bıraktım. Ben o yarışı kazandım. Çünkü kazanacağıma inandım, kazanamazsam ne olur diye kendi kendimi yiyip de daha koşmadan pisti cehenneme çevirmedim. Stres yapmayınca vücudum da rahatladı ve belki kendimi zorlasam saliseler sayesinde kazandığım yarışı kazanamayacaktım.
Bazı sebeplerle hepimiz çok istesek de her alanda iyi olamayız. Genelde doğru zamanda doğru yerde olmak aslında kapıları açan bir durum. Bazen elimizdeki imkanlar daha fazlasına imkan vermez, bazen de sakatlanırız. O gün rüzgar vardır koşamayız, ya da hastalanmışızdır tam önem verdiğimiz yarış öncesi ve bütün sene hazırlığımız, hedef yarışımız öylece elimizden kayıp gider. Bıkkınlığa, umutsuzluğa yol açmamalı bunlar. İnsan umudunu yitirdi mi o kişiye kimse yardım edemez. Önce kendine inanmalı kişi, güvenmeli. Pozitif düşünmeli. Bunu söylerken elbette fazla uçup, olmayacak hayaller kurmaktan bahsetmiyorum. Ama inanarak bile çok şey başarılabilir. Ben kazandığım her yarışı, yaptığım antrenmanlar, ya da muhteşem hazırlandığımdan kazanmıyorum. Ben inanıyorum. Kimsenin benden fazlası yok diye düşünüyorum. Ben iyi hazırlandım, neden yapamayayım ki diye düşünüyorum. Bazen durumum aslında daha kötü bile olsa bana hırsım ve inancım yarışı kazandırıyor. 400 metrede en iyi derecemi hamsteringimdeki bir yırtıkla koştum. Çünkü yarıştan önce "Ayy, bacağım ağrıyor, koşamayacağım galiba, yok yapamam ben" diye düşünmedim. Önemsiz bir şey, benim hazırlığımı aksatacak, beni aldatabilecek kadar büyük bir şey değil diye düşündüm. Aslında sakat olduğumu bilmiyordum bile. Öylesine bir ağrı diye düşünüyordum, ve kafamda onu 'öylesine bir ağrı' olarak bıraktım, yarışıma çıktım. Aklıma bile gelmedi koşarken, ve en iyi derecemi koştum.
Ne olursa olsun inancınızı yitirmemelisiniz, en önemlisi umutsuzluğa düştüğünüzde bile kendinize bir güç, tutunacak bir dal bulmalısınız. Hayatın hiç bir alanında bana hiç kimse negatif yaklaşıp, inanmayıp da şansa bir şeyler başarmış birini gösteremez. Herkes bir amaç belirlemiş, onun için uğraşmış, belki tam amacına ulaşamamış ama kesinlikle ve kesinlikle ilerlemiştir.
Kendinize güvenin, yaptığınız şeyi sevin, ve asla duygularınızın esiri olmayın. Siz onları yönetin, onların sizin üstünüzde hakimiyet kurmalarına izin vermeyin. Başarıya giden yolun buradan geçtiğini çok geçmeden göreceksiniz:)