Spor artık profesyonelleşti. Bundan yıllar önce "amatör sporlar" kavramı vardı ve bir sporun gelir getirmemesine
rağmen sevenlerince yapılması anlamına geliyordu. Sporu yapanlar ve yönetenler bu sevgi uğruna; zaman ve para harcar, bunu herhangi bir maddi getiri ummadan, sadece manevi tatmin için yaparlardı.
Bugün böyle değil. En amatöründen sporlarda bile para, manevi tatmin ile yarışır hatta bazı durumlarda geçer durumda.
Uzun yıllar federasyonlar çerçevesinde devletten alınan bütçelerle yönetilen "amatör sporlarımız", artık bu kısır
döngüden çıkmak üzere. Sadece devletten alınan bu bütçenin federasyon çalışanlarına, antrenörlere, hakemlere ve
sporculara dağıtılması, birazda her sporun kendi malzeme ihtiyacından doğan malzeme ticareti ve eğitim maksatlı alınan
paralar üçlemesi içinde kendi iç ekonomi dünyasını kurmuş ve bunun üzerine dengelenmiş küçük spor camialarımız bu
kapalı ekonomilerin sonunun gelmesi ile değişim geçirmek zorunda kalıyorlar.
Devletimiz Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (GSGM) aracılığı ile bu değişimin ilk başlangıcını federasyonların
özerkleştirilmesi ile başlattı. Başlangıcından bu yana bazı amatör federasyonlar için iki seneyi bazıları için bir
seneyi bulan özerkleşme, alışıla gelmiş rutinin, yani devletten alınan paranın kullanılmasından ibaret ezberin,
bozulmasına yol açtı. Bu yeni durumda özerkleşme her federasyona, ticari bir şirket gibi, faaliyetlerini yürütmek için
finansman bulma, bunun için borçlanma imkanını verdi. Yani her bir spor federasyonunun başındaki başkan, artık bu yeni
düzende bir holdingin genel müdürünün sorumluluğunu yüklenmiş oldu.
Artık, yaptığı işin sadece topluma faydalı değil aynı zamanda karlı bir iş de olduğunu ispat edebilen yada ikna
edebilen federasyonlar bankalardan aynı holdinglerin yaptığı gibi işi büyütmek için yüklü miktarda kredi
kullanabiliyorlar.
Peki karlılık umutları olmayan federasyonlar bu düzende ne yapacak? Tabii ki sporsorluk, bu yeni düzende federasyonlar
için cazip bir gelir alternatifi olarak öne çıktı. Fakat bu konuda bazı federasyonlar ciddi gelir elde etmiş iken bazı
federasyonlar çok azla yetinmek zorunda kaldılar. Bunda eski düzen alışkanlığı ile davranan federasyon çalışanlarının
payı olduğu gibi, sporsor olabilecek güçteki ticari kuruluşların çoğunun bu işin yabancısı olmasının da payı var.
Birilerinin bu ticari işletmelerin üst düzey yöneticilerini, sporsorluğun ticari ve kurumsal faydaları konusunda ikna
etmek zorundalar. Bu ikna etmede, sporun yaygınlığı, medyada ne kadar yer aldığı, toplumda o spora yönelik algının ne
olduğu gibi birçok faktör etken durumda. Şimdilik bu tür işlerle uğraşamayan yada uğraşmak istemeyen federasyonlar
tanıdık, eşdost kanalı ile işlerini, yürütmeye çalışıyor olsalarda, onlarda bu şekilde çok fazla ileriye
gidilemeyeceğini ve kurum olarak şirketleri sporsorluk konusunda ikna etmede kurumsal çıkarların öne çıkarılması
gerektiğinin farkındalar yada farkına yakın zamanda varacaklar.
Tabii bu dengeler değişirken bazı federasyonlar lisanslı sporcu sayılarında hızlı bir büyüme elde ettiler ve bunu
lisans ücretlerinden aldıkları senelik ücretlerle bankaların kredi kartlarından aldıkları senelik ücret gibi bir gelir
kalemi yarattılar. Hatta bazı federasyonlar çok sayıda antrenör belgesini iki üç günlük kurslarla dağıtarak gelir elde
etmeyi seçtiler. Son duyduğum bu antrenör belgelerinden de senelik vize işlemi adı altında bir para alındığı yönünde.
Aynı bir şirket gibi gelir yaratmada yaratıcılık sınır tanımıyor.
Bunların dışında müsabaka organizasyonu yapmak da bir gelir elde etmek anlamını taşımaya başladı. Hernekadar alınan
paraların yapılan masraflara yetmediği söylensede, bu her organizasyon için geçerli değil. Ayrıca, spor organizasyonu
konusu dünyada profesyonellerin elinde yükselirken Türkiye de gayret ve heyecan ile amatörlerin elinde olması
geleneğide bu düzen değişikliğinden payını yavaş yavaş almaya ve profesyonelleşmeye doğru gitmek zorunda.
Bunun ilk adımı, federasyonların ve organizatörlerin sporcu ve o sporu seyretmeye gelen seyirciyi bir gösteriye gelen müşteri olarak algılamalarında yatıyor. Henüz bu noktaya çok uzağız. Organizasyonu yapanların temel görevlerinin
müşteri memnuniyeti olduğunu, organizasyona ister seyirci ister sporcu olarak katılan kişilerin memnuniyetinin
birincil görevleri olduğunun unutulmaması gerekiyor.
Bu konuda en büyük gösterge, organizasyonun ne kadar organize olduğunda yatıyor. Spor organizasyonunun yapıldığı
mekanın ses, ışık, gürültü, temizlik, güvenlik, seyir gibi mekana ait olan düzenlemeleri ile, karşılaşmaların yada
yarışmaların kurallara uygun şekilde yapılması işi kesinlikle birbirinden ayrıştırılmalı. Yoksa çok büyük gayretler
ama amatör bir organizasyon sonucunda neden medyada yer alamadık, neden seyirci gelmedi, neden sponsor bulamadık
soruları hep sorulup durulacak.
Artık rekabetin gittikçe arttığı bir spor dünyası ve buna alışmaya çalışan Türkiye nin kararını vermesi gerekiyor.
Amatör sporların bu işten para kazanan profesyoneller tarafından yönetilmesi ve büyümesi mi, yoksa amatör kalıp dünya
ile rekabet gücü olmayan küçülen organizasyonlara dönüşmesi mi? Tercih Türkiye nin ...
e-posta : hakan.saribiyik@sporha.com