Samsunda iki saat içinde yağan yağmur şehri perişan etti. Belediye başkanı yaptığı açıklamada Samsun da 200 yıldır böyle yoğun bir yağış görülmediğini söyledi. Bu açıklama bana uzun zamandır duyduğum ve "gelişmekte olan ülkeler" ile birlikte ülkemizin de içinde bulunduğu bazı ülkeler için kullanılan tanımlamaların anlamını hatırlatı.
Batılı gelişmiş ülkeler başta olmak üzere, Rusya, Japonya ve son sıralarda bu ülkelere katılmak için büyük uğraş veren Çin dışında kalan ülkeleri nitelemek için öyle bir tanımlama yapılmalıydıki, bu ülkelerin "gururunu" ve ulusal kamuoyunu incitmemeliydi. Hatta bir övünç bile çıkarılabilirdi, "gelişmekte olan" tanımı böyle çıktı. Oysaki, gelişmekte olan tanımlaması bir gerçekliği ifade etmekten ziyade gelişmiş olana varamayacak anlamını taşıyordu.
Peki, bir ülkenin "gelişmekte olan" ülkeler sınıfından olduğunu nasıl anlarsınız? Sokaktaki vatandaşlarına sorduğunuzda ülkelerini çok severler, ülkeleri için yapmayacakları yoktur. Bayrak, toprak çok kutsaldır, canlarını bu uğurda vermekten çekinmezler. Son olarak şu soruyu yönelttiğinizde "Peki, gelişmiş olan Avrupa veya ABD ülkelerinde yaşamak ister miydiniz?" sorusunu sorduğunuzda çoğunluğu "evet" derler.
Bu bir paradoks gibi görünsede günlük yaşantımızda mevcut olan paradoksların içinde belkide en az dikkat çekenidir. Fransa ya sözde Ermeni soykırımı konusunda aldığı karar sonucunda kızan Türkiye Cumhuriyet i vatandaşları, hemen o gün içinde sabah erken saatte Fransa konsolosluğunun kapısında sıraya girip vize almaya çalışmakta bir gariplik görmez. Aynı gün içinde, bir Fransız vatandaşı, yaptığımız çalışmayı takdir ederse bu bizim için büyük mutluluktur, "gelişmiş" bir ülkenin vatandaşı bizi takdir etmiştir. Bu kendine güven eksikliğinin garip bir göstergesidir. Eleştiriye kesinlikle tahammül göstermemekte önemli göstergelerdendir. Övülmek en büyük ihtiyaçtır ve öven "dost" eleştiren "düşman" olarak kategorize edilir.
"Gelişmekte olan" ülke vatandaşlarının diğer bir özelliği, toplumsal, sportif yada ekonomik her türlü düzelmeyi devletten yada kendisi dışında olandan beklemektir. Bir ilerlemeyi objektif olarak değerlendiremez ve hep günlük çıkar ilişkileri içinde cebine ne girdiğine bakar. O yüzden yıllara yada onyıllara varacak planlama ve çalışma ile elde edilebilecek kazançlardan hep mahrum kalır.
Diğer en büyük özelliklerden birisi kırmızı çizgilerdir. Hep kırmızı çizgileri vardır, fakat hafızası olmadığı için çabuk unutur, unutturulur.
Açıklamalarında yuvarlamaları ve rakam kullanmayı severler, bilirlerki soruyu soran rakam duyunca tatmin olacaktır. En baştaki 200 yılın en yoğun yağışı açıklamasına soruyu soran habercinin gelişmiş bir ülkedeki meslektaşı şu yeni soruyu yöneltirdi, "efendim, Samsun un aldığı yağış miktarının 200 yıllık bir istatistiği, rakamları elinizde varmı? Bir görebilirmiyiz?"