Sürekli okuyucularımız bilirler. Türkiye de pek bilinmeyen Bocce ve onun bir dalı olan petank a en çok yer veren medya organı SporHA dır. SporHA bu ilgisini, kendine özgü internet oyunlarıyla dikkat çeken Shockland.com ile işbirliğine giderek dünyanın ilk üç boyutlu petank oyununu geliştirip Petank camiasına armağan ederek taçlandırdı.
Bu sene Türkiye çapında yapılan ve Bursa'nın ev sahipliği yaptığı ilk Petank Şampiyonası'nda da SporHA oradaydı ve
çok kaliteli fotoğrafları ile birlikte yaptığı haberler ile dünyaya bu organizasyonu duyuran yayın organı oldu.
Bütün bunlardan sonra 17 Ağustos saat 13:00 de Ankara Sincan Gençlik Merkezi nde başlanacağı bildirilen 2007 Avrupa Bayanlar Petank Şampiyonası için Haber Direktörümüz Ayhan Demirci ile birlikte sabah 06:30 da istanbul dan yola çıktık.
Gençlik Merkezi nin kapısından girdiğimizde saat 12:55 di ve davetli gittiğimiz ve aylardır hazırlıkları yapılan bu turnuvayı görmek için sabırsızlanıyorduk. Tam vaktinde oradaydık ...
İçeri girmek için kapıya yöneldik, güvenlik görevlisi ve Tarayıcılı kapı vardı, ben kendi isteğimle cihazdan geçtim
Ayhan geçmedi ve görevliden herhangi bir uyarı almadı. Memurun neden gevşek davrandığını daha sonra anladım.
Gençlik Merkezinin diğer kapısı da herhangi bir güvenlik önlemi alınmadan açılmış, buradan isteyen elini kolunu
sallayarak girip çıkabiliyordu. Gelen ülke sporcuları içinde İsrail kafilesi de olduğu için özellikle güvenliğin bu durumu çok garipti. Oradaki ufacık bir olay Türkiye ye ne kadar zarar verebilirdi oysaki.
İçeri girdiğimizde tanıdık birkaç kişi ile selamlaştıktan sonra kayıt ve kimlik masasına yöneldik kimliklerimizi almak için fakat görevliler bizi aşağı katta olduğunu söyledikleri basın merkezine yönlendirdiler. Oraya gittiğimizde oradaki görevli kartlarınız burada değil yukarıda dediğinde aylardır hazırlıkları süren organizasyonun geldiği noktayı görmeye başlıyorduk. Fakat her organizasyonda böyle şeyler olabilir dedik ve Milli Takımımızda görevli Nihat Bey in eşliğinde, dün akşam zor yetiştirilen özel sahaya gittik. Petank sporu özel toprak ve çakıl karışımı bir zeminde oynanıyor ve yapılan ilk zemini Başhakem beğenmediği için şampiyonanın yapılması riske girmişti. Organizasyonda görev alan kişiler canla başla bu ihtimali ortadan kaldırmak için gece çalışmışlar ve başarmışlardı, onay alınmıştı.
Daha sonra Nihat Bey bizlere üzerinde Basın yazan formalar getirdi fakat kimlik kartlarımızdan haber yoktu. Zaten
gün sonunda da olmayacaktı. Ayrıca elimize o anda geçen maç programından açılışın saat 15:00 de olduğunu maçların ise 17:00 de başlayacağını öğrenince bizi ısrarla saat 13:00 de davet eden kişiyi aradık fakat telefonumuza cevap alamadık. Organizasyonel problemler vardı onlarla uğraşıyordur diye düşündük. Olur böyle şeyler ilk fırsatta yanımıza gelir dedik ve Ayhan ile birlikte yemek yemeye çıktık. Arabamıza binip 10 dakika mesafedeki bir yere gidip karnımızı doyurduk ve salona geri döndük. Ben tribunlerde oturmaya başladım, bir yandanda zamanımız çok kıymetli ama bunu bizi davet edenlere anlatamamışız diye düşünüyordum.Ayhan salonda dolaşıp tanıdıklarla bir kaç birşeyler konuştu.
Derken saat 15:00 gibi bazı medya gruplarından da fotoğrafçı ve kameramanlar göründü. Saat 15:30 olduğunda
"protokol" yerini almaya başladı ve Belediye Başkanı, bazı daire başkanları ve Federasyon Başkanı yerlerini
aldılar. Saat 13:00 ile 15:00 arası Dünya ve Avrupa Petank Birliği nin toplantıları vardı ve toplantılar bitmişti.
Biz beklemeye devam ediyorduk. Derken sonunda "açılış töreni" başladı ve Belediye Başkanı, Daire Başkanı,
Federasyon başkanı söz alıp konuştular. Her konuşma Petankın resmi dilleri Fransızca ve İngilizceye, organizasyon tarafından hazır bulundurulan çevirmenler tarafından çevriliyordu. Açılış uzadıkça uzadı ve o sırada tören için alanda hazır bulunan halk oyunları ekibinden bir kişi baygınlık geçirdi. Medya mensupları hemen başına üşüştüler daha doğrusu ışınlandılar diyebilirim. Tören başlamadan birbirlerine soruyorlardı "Bu petank nasıl oynanır? Kaç kişiyle oynanır?" diye ... Sonra Dünya Petank Birliği Başkanı kürsüye çıktı ve önce Fransızca sonra da İngilizce tercümesini de kendisi yaparak kısa konuşmasını bitirdi. Herkes konuşmaların daha önceki konuşmacılarda olduğu gibi fakat bu kez Türkçeye çevrilmesini bekledi ama çevirmenler susmuştu. Başkan işitilmediğini düşünerek hem fransızca hem de ingilizce
olarak tekrar etti. Yine ses yok ... Anlaşılmıştı, çevirmenler tek yönlü çeviri yapabiliyorlardı. Türkçeden
ilgilizceye ve fransızcaya çeviri yapabiliyorlardı fakat Fransızca ve ingilizce den, resmi dilimiz olan Türkçe ye çeviri yapamıyorlardı. O sırada Organizasyon komitesinden bir kişinin çıkıp bu ayıbı temizlemek için bir çaba
göstereceğini bekledim. Yapmaları gereken mikrofonu alıp durumdan dolayı özür dilemek ve Başkanın "Türkiye;
Voleybol, Basketbol ve Futbol ile Avrupa ya girdi, Petank ile de giriyor" şeklinde özetlenebilecek sözlerini orada
bulunan kişilere aktarmaktan ibaretti. Ama sebebini anlayamadığımız birşekilde bu yapılmadı.
Bu tür organizasyonlarda olabilir dedik ama artık başka bir şey çıkmaz diyede dua etmeye başladık. Derken
konuşmalar faslı biraz daha devam etti ve Karadeniz Halk oyunları topluluğu sahne aldı. Erkek ve bayanlardan oluşan
topluluk biraz evvel bayılan bayan arkadaşlarından yoksun çıktıkları sahnede halk oyunlarını gerçekleştirdiler ve
bayanlar geriye doğru çekilirken erkekler dansa devam ettiler. O sırada bayan folklörcülerden bazıları başlarındaki folklörük örtüleri çıkarttılar ve saçlarını şampuan reklamlarındaki mankenler gibi sağa sola savurmaya başladılar. Erkek folklörcüler bir anda önemini yitirmiş bu saç gösterisi onun yerini almıştı. Bu işi daha uygun bir şekilde sahneden çekilip yapmaları konusunda onları uyaranda olmadı. Herşey amatördü, rica minnet yapılıyor izlenimi veriyordu. Derken folklör gösterisi bitti ve artık karşılaşmalar başlayacak derken Mehter Alayı sahneye girdi ...
2007 Avrupa Bayanlar Petank Şampiyonası yapılıyordu ve zaten uzayan açılış merasiminde mehter alayının fonksiyonu
ne olabilirdi? Mehter müziğini seven bir kişi olarak Avrupalılara illaki Mehter dinletmeye çalışmamızdaki mantığı bir türlü anlayamadım. Bir de Mehter Takımı çökertmeyi çalmaya başlayınca aklım durdu. Eğer çökertmeyi avrupalılara dinletmek istiyorsak niye Mehter Takımı ile bunu yapıyorduk, mahalli bir sanatçı bunu çok daha iyi yapamaz mıydı? Yoksa onları "çökertmek" mi istiyorduk?
Artık bitti derken Mehteran bölüğü hücuma kalktı ve 2007 Avrupa Bayanlar Petank Şampiyonasını fethetti.
Avrupalılar ne düşündü bilmiyorum ama ben çağdaş Türkiye nin Osmanlının kendi çağında en ileri düzeyde olan ve haklı olarak dünyada nam salan ordu müziğini, 2007 Petank Bayanlar Avrupa Şampiyonasına sokmasına akıl sır erdiremedim.
Derken törenler gerçekten bitmişti ve saat 17:00 yi geçmişti. Artık Petank başlayabilirdi. Belediye başkanı Petankı görüp öğreneceğiz demişti konuşmasında ve tören biter birmez eşrafı ile birlikte alanı terketmişti. Karadeniz oyunlarını, mehter müziğini biliyordu oysaki, petank için oraya gelmişti ... ve gitti.
İlk karşılaşmalar Petank Altın Nokta müsabakası idi ve takımlar salon büyük olmasına ve 24 takım katılmasına rağmen kurallar gereği diye düşündüğüm bir şekilde sadece iki takımın atış yapabieceği bir şekilde düzenlendi ve ilk atışı yapacak takımlardan birisi olarak Türkiye B takımının ismi tabelaya yazıldı. Fakat diğer takım atışına başlarken Türkiye den kimse çıkmadı. Bu arada takım denmesi sizi yanıltmasın sadece bir kişi yarışıyor altın nokta da. Dünya da tek kişi yarışıp takım sıralaması yapılan başka bir spor branşı ben bilmiyorum. Derken diğer ülkeler de atışlarını yapmaya devam ettiler. Türkiye B takımı hala ortada yok. Resmi bir açıklama yapılmıyor, tirübünde arkamda oturanlar konuşuyor duyuyorum ama inanmak istemiyorum. "Takımdan bir sporcu lisansını otelde unutmuş diyorlar, birisi almaya gitmiş" ... Sonra Türkiye A takımı atışlarını yapmaya geçiyor ve Petank ın anavatanı Fransa dan büyük umutlarla getirilen ve antrenmanlarda 30 u rahat geçtiği söylenen Türk bayan sahaya çıktı ve toplamda 15 attı. Bu skor final grubunu oluşturacak ilk sekiz takım arasına girmemize yetmedi. Hatta o kadar kötü bir performanstı ki, Türkiye rekorunun 30 olduğunu belirtirsek atışın ne kadar kötü olduğunu bu sporu bilmeyenelere de ifade etmiş oluruz. Bir aydır kampta
olan bir takım ve 15 atılan bir altın nokta yarışı. Milli takım antrenörünün yıkılmış olması, en azından biraz
üzülmüş olmasını bekliyoruz ama o biraz sonra tirübünlerde gayet rahat bir şekilde sohbet edip sağa sola sözler
sarfediyor. O sıralarda Federasyon başkanı, olması gerektiği gibi, moral bozukluğu içinde "nasıl olur?" bu diyor çevresine ... Derken İsrail 35, İsveç 35, ve sondan bir önce çıkan Fransa 41 atıyor. Bu muteşem organizasyonda salonda atış yapan sporcunun kimlikleri ile ilgili hiç bir bilgi ve tanıtım yapılmadığı için Fransız sporcunun Dünya şampiyonu olduğunu ve şampiyonanın logosunda sulueti olan bayanın o olduğunu ise kulaktan kulağa atışlar bittikten sonra öğreniyoruz. O sıralarda kulaktan kulağa Türkiye B takımının sahaya çıkmayacağını çünkü hakem komitesinin ev sahibi ülkenin iki takımla yarışmasına izin vermediği şeklinde bir açıklama duyuyoruz ama inanmak istemiyoruz. En azından böyle bir durumda bile klansman dışı atış yapılabileceği, ev sahibi ülke olarak buna hakkımız olacağı konusunda kimse bir girişimde bulundu mu acaba? Yanımıza kimse gelmediği ve onlarda o sıralarda çok meşgul oldukları için biz gidemediğimiz için bu soruları soramıyoruz.
Saat 21:00 i geçmişti ve bizi davet edenler hala yanımıza gelip evsahipliği görevlerini yapmaya fırsat bulamamışlardı, böyle büyük bir organizasyonda olabilirdi böyle şeyler. O sırada arkalardan bir ses işittik "maksadınız nedir?" Gaipten bir ses gibi geldi bize gerçekten, evet "bizim burada bulunmaktaki maksadımız neydi?" Ses tekrar sordu "maksadınız nedir?" Dönüp baktık biraz evvel 15 atarak kendi evimizde ilk sekiz şansını kaybeden milli takım antrenörünün sesi imiş. Yaklaşık 20 metre uzaktan ne demek istiyordu bize acaba? O sırada biz not defterimize aldığımız skor notlarından ilk sekize hangi takımların girdiğini anlamaya çalışıyor bunun için önümüzde oturan Macar takımından bile yardım istiyorduk. Buraya onlar davet etmemişti ama skorları bizimle paylaşanlar Macarlar olmuştu. Evet bizim "maksadımız neydi?"
Sonra son atış yapan ekip olan Monako yu da izledik ve atışlar bitti. Saat 21:15 civarı salon tirübünlerinden
çıktık ve tirübün girişlerinin hemen önünde kafeteryada kurulmuş olan döner dağıtımı yapan ekibi farkettik. Sporcu
kafileleri yemeklerini yiyorlardı biraz daha bekleyelim, kalırsa bizde açtık birşeyler yeriz sonrada herhalde davet
edenler bizimle de ilgilenir, şampiyona ile ilgili sohbet etmek fırsatını buluruz diye düşündük.
Artık bu büyük organizasyonun büyüklüğünün kalmadığı nokta kondu.Fransa ve Danimarka takımları atışlarını son
yapanlardan oldukları için olsa gerek sona kalmış ve de dona kalmışlardı. Yemek olarak servis edilen döner
bitmişti. Fransızlar sordular nasıl olur? Biraz evvel 41 atan Fransız sporcu da aç kalanlar arasındaydı.
Görevlilerden biri şöyle diyordu "sadece 20 kişi aç kaldı." Bu Türk misafirperverliği ve herzaman fazla yapılan yemekleri ile ünlü ağırlama kültürümüzede darbeydi. Kimsede yemek fişine benzer birşey olmadığı için yemek mi az geldi yoksa fazladan dışarıdan yemek yiyenlermi oldu diye sorumlusunu bulmak imkansız bir durum. Organizasyon yemek fişi uygulaması yapsa idi hangi sporcuların aç kaldığını bile anlayabilir bu organizasyon ayıbını örtebilirdi. Son duyduğum cümle "otellerinde yesinler hallederiz" şeklinde bir çözümdü ama bunu aç kalanların kaçı duydu bunu Allah bilir.
Bütün bunlar sonrasında sporcular otellerine götürülmek üzere minibüslerine bindirilmiş hareket etmeyi beklerken
geceye damgasını vuran son şeyde oldu. Sincan Gençlik Merkezi kapısında yabancı sporcu kafilelerinin otellerine
gitmeyi beklediği bir sırada, Ankara nın susuz bir yaz, daha doğrusu su kesintilerine uğradığı bir sırada, kahkaha sesleri ile birlikte tenime gelen su tanecikleri ile irkildim. Dönüp ne oluyor diye baktığımda yaşları 20 25 civarında olan bayanlı erkekli görevlimi yoksa seyircimi olduklarını anlayamadığım dört beş kişinin birbirlerini pet şişelerdeki suyla ıslatma sululuğuna giriştiklerini ve bundan da dehşet zevk aldıklarını görünce Sincan Gençlik Merkezi duvarlarına asılmış olan "Suyumuzun kıymetini bilelim", "tuvaletlerde musluklardan akan sular kuyu suyudur içmeyelim" yazıları aklıma geldi ve hayretler içinda kala kaldım. O anda daha fazlası olmasın derken erkeklerden birisi ağzına bir yudum su aldı ve karşısındaki bayana doğru püskürttü. Bayan kahkalar atıyordu. Burası sussuzluk çeken Ankara idi ve ortalık yerde insanlar birbirlerine sulu şakalar yapıyorlardı. Kimse bu insanları uyarmadı... Şakalar bitmek yerine artmaya başlayınca ben her türlü riski göze alıp müdahale etmek zorunda kaldım ve "utanmıyor musunuz?" dedim. O sırada durdular ve ortadan kayboldular. Benim maksadım neydi sahi ben buraya niye gelmiştim? Sanırım cevabını bulmuştum. Ankara nın susuzluğuna pervasız kalanları uyarmak için buradaydım.
Bu duygularla biraz daha bekledik. Sporcuları taşıyan arabalar hareket ettiler, artık bizi buraya davet edenler
en azından kalacak yer ayarladıklarını söyledikleri öğretmen evine gitme konusunda yardımcı
olacaklarını düşündük. Hem belki oturup biraz sohbet edip bu gözlemlerimizi paylaşmak ve bizi ısrarla davet
etmelerinin maksadını öğrenebilirdik. Fakat hayır bizi davet eden kişi birkaç defa yanımızdan geçmesine rağmen
konuşmak tenezzülünde bulunmadı ve son kalan insanlar ayrılırken bizde saat 22:00 de İstanbul a doğru dönüş yolculuğuna geçtik.
Yol boyu tartıştık durduk. "Sahiden, bizim maksadımız neydi?"