Bir bir daha iki eder diye öğretiyorlar okullarda ... Hayır, bir bir daha üç ediyor dört ediyor hatta daha fazlası.
Batılı bireyselliği öne çıkararak 21.yüzyıla girdi diye anlatıyorlar okullarda. Hayır, Batılı takım çalışmasını, birin eksikliğini güçsüzlüğünü kafalara işleyerek; örgüt, kurum, birliktelik ismi altında yapıyor ne yapıyorsa. Düşünmek için bile tink-tank dedikleri düşünce üreten merkezlerinde kurumlaşıyorlar, sadece düşünmekle kalmayıp uygulamanında yolunu da buluyorlar. 21. yüzyıl Türkiye'sinde ise biz hep bireyseliz, önceden köylüydük,
askerdik, sürüydük, kapı kuluyduk ya, şimdi birey olacağımızı söyleyip bizi zayıf düşürüyorlar. Zayıf düşen birey ya illegal grupların içine katılıyor yada söylenmekten başka birşey elinden gelmeyen kendi kaderine hükmedemeyen çaresizlere dönüşüyor.
Hatta grup olduğumuz zaman dahi bireyselliğin iyi birşey olduğunu zannedip ortak hareket etmenin değerini anlayamıyoruz. Bireyin bir amaca ulaşmak için çabalaması sırasında yardım almasının ne kadar doğal ve gerekli
olduğunu henüz öğrenemedik. Bunu hep bir zaafiyet olarak algılıyoruz. Hep ben kendi isteklerimi kendi başıma
yapabilirim dürtüsü galip geliyor.
Şimdi diyeceksinizki peki bunların sporla ne alakası varki? Çok hemde pek çok ...
Örnek mi istersiniz? Süreyya Ayhan. Küçük ekiplerle fakat büyük emeklerle ortaya çıkarılan yetenekli sporculara
çok iyi bir örnektir. Geldiği noktada ekibini büyütememenin sıkıntısını yaşıyor. Ekip dediğimizde hep kişilerden oluşmuyor, kurumlarda bir ekibin elemanı olabilirler. Bizde kurumlar hep emir verirler ekip elemanı olmak zor gelir.
Başarının birinci koşulu doğru ekibi kurmak, ikincisi doğru görevlendirmeleri yapmaktır. Son olarak, bir ekibin
başı belli değilse sonu da belli değildir. Yani her vücuda bir baş gerek, iki başlı vücutlar anomaliktir ve hayatı
ciddi zorlaştırır.
Başarı sporda da, bilimde de, ticarette de zor çok zor ... Siz siz olun doğru ekiple yola çıkın ...