Yaşamak için güçlü olmak zorundayız. Spor yaparken, bilim yaparken, inşaat, halı, ekim, dikim,
hayvancılık, öğrencilik yaparken güçlü olmak... Bu dünyada zayıflara yer yok. Oysaki, hülyalı yazılar yazan yazarların çok tutulduğu zamanlardayız. Belgesellerimiz duygu yüklü ...
Bugün Fransızların bizleri Nazilerle bir tuttuğu günü yaşamaktayız. Çok şaşırdık, futbol sahalarında "Avrupa avrupa duy sesimizi" diye bağırdık bunca sene. Avrupa duymamış bizi, yeni anladık.
Avrupa tarihi, dünya tarihinin en acımasız diktatörlerini, kıyımcılarını, din savaşlarını
yaşayan milletlerin tarihi ve biz Avrupalıları dünyanın en medeni milletleri saydık. Bugün başbakan yardımcımız ve dışişleri bakanımız Abdullah Gül, "Fransa kaybetmiştir, unutulmaz bir ayıp oldu. 2001 yılındaki gibi "bu da unutulur" düşüncesi bu kez gerçekleşmeyecektir. Salı günü TBMM özel gündemle toplanacaktır. Fransa bu ayıpla yaşayacak. Bu kararla küçük çıkarların peşinde koşmuştur. Kendi tarihlerini yerle bir ettiler. Türk halkı birlik olacaktır. Umuyorum ki, Fransa girdiği bu çıkmaz sokaktan dönecektir" dedi.
Hangi Fransa dan bahsediyoruz. Ermeni alaylarını silahlandırıp üzerimize salan bu Fransa değil miydi?
Fransa nın tarihini sayın Gül bilmiyor mu? "Kıbrıs da Rumlarla birleşmeye evet değin, ablukayı kaldıralım" diyenler bu Fransızlar değil miydi? Şimdi, "Rumları tanımazsanız limanlarınızı açmazsanız ..." diye söze başlıyorlar.
Artık uyanma vakti geldi. Güçlü olmak için üretmemiz gerek. Çok çalışmamız gerek.
Köşe dönmekten vazgeçmemiz gerek. Verdiğimiz sözleri tutmamız gerek. Oylamadan önce
Fransa ya neler dedik, şimdi "soğukkanlı olalım, daha Fransa Cumhurbaşkanı onaylamadı" demek
muhatablarımız tarafından nasıl algılanıyor?
Güçlü olmanın yolu, futbol milli takımımızın yaptığı gibi seyircisiz yurt dışında oynama cezasına rağmen bileğinin hakkı ile 5-0 kazanmaktır. 5-0 aldığınızda çekinirler, yoksa şu anda
sürekli gol yiyen bir Türkiye kimi korkutabilir. Tehditlerimizde şöyle,"70 milyon luk
bir pazarı kaybetmek istemezler". Herşeyi para ve ekonomi sanan bir kısım insan artık
herşeyin ekonomi olmadığını güçlü olmanın, gerektiğinde iftarda bir kuru soğan yemek ama
dimdik ayakta durmak olduğunu anlamalılar. Yoksa 200 çeşit yemeğin, 40 türlü tatlının 75 milyona
yendiği bir iftariye bizim gibi borç batağında olan bir toplumun neden bu durumda olduğunu özetlemiyor mu?
Sporcusuna, bilim adamına, üreten işçi ve köylüsüne az, daha az verip daha ne kadar bu çarkı döndürebileceğiz. Soykırımdı, kuzey Irak dı meselelerine kırmızı çizgileri çekip sonra silerek nerelere gidebileceğiz. Atatürk döneminde onca sıkıntı ve yokluğa rağmen
büyük işler başaran bu millet, şimdi bu kadar imkanları varken neden yüzünü yere çeviriyor.
Utanmak yetmedimi bize, bizler bu Fransa nın konsolosluklarında sıraya girip binbirtürlü eziyete girmeyecek miyiz yarın? Tatilde Parise akmayacak mı parası olanlar.
Ayağa kalkmak için daha ne bekliyorsun Türkiye !