Tarih 18 Ekim 2006, İkitelli Atatürk Olimpiyat Stadındayız, 2000 yılındaki UEFA ve Süper Kupa şampiyonlukları ile süslenen şaşalı günlerini arıyordu Galatasaray. Oysa yıllar çok şeyler götürmüştü Galatasaray'dan.
10 senedir sadece konuşulan ama bir kazma vurulmamış yeni bir stadı, her yıl gündeme getirilen oyuncu alacakları,
zaten borç içinde olan kulübün kıt kaynaklarını sıradan yabancı oyunculara harcayıp sonrada bedelsiz göndermeye çalışmaları
Okan, Emre, Ribery gibi elindeki büyük yetenekleride elde tutamamaları , GS markasını hemde Futbol takımı tarih yazarken pazarlamakta
rakiplerinden geri kalmaları..
Tüm bu olumsuzluklara rağmen bir şey bütün ihtişamıyla yerinde duruyordu, Galatasaray'ın ismi , neyseki onu kimse değiştirememişti,
Avrupa'nın önemli rakipleri, kura çekiminde, İstanbul Galatasaray SK adını duyunca yine duraksıyorlardı,
Milan'ı , Barca'yı , Arsenal'i güzel hatıralarla gönderebilmiş bir takım olacaktı karşılarında..
Hatırlarsınız geçmiş yıllarda bir banka reklamı vardı , burası Yapı Kredi, anlayış farklı, felsefe farklı diye..
İşte Galatasaray forması giyen , bu büyülü atmosfere giriyor ve birler sahada onlara dönüşüyordu.
Dün Atatürk Olimpiyat Stadı eski günlerden bir resital ile başladı, 2000 yılının aç, istekli, bir kişinin başına üç kişi koşan
Galatasaray'ı geri gelmişti. PSV Eindhoven ilk 60 dakikada bırakın kalemize gelmeyi , iki pas yapamayacak bir hale düştü.
Ancak dün sahada sadece iki takım yoktu, en az onlar kadar etkili olan üçüncü takımın adı Atatürk Stadı'ydı.
Ayakta durmayı bile zorlaştıran rüzgar Futbol'un tüm fizik kanunlarını değiştiriyor, topun gitmesi gereken yer ile gittiği yer arasında
metrelerce farka neden oluyordu. Aslında ilk yarı rüzgara karşı oynarken şanssız olduğumuzu düşünmüştük ama ikinci yarı
bunun yanlış olduğunu öğrendik. Topu her kaldırdığımızda, her kornerde , ceza sahasına her ortamızda top ya doğrudan dışarı yada rakibe gitti.
Her vuruşta rüzgar en az Futbolcunun kramponu kadar söz sahibiydi.
Yine de moralimiz yerindeydi, rakip kendi oyununu oynayamıyordu, ta ki oyunun kritik anı 60. dakika geldi, PSV'nin sağ beki Kromkamp
çaprazdan dar bir açıdan Mondragon'un üzerine doğru sert bir şekilde topa vurdu, Mondragon ellerini açmış topu beklerken
son anda Rüzgar'ından etkisiyle yön değiştiren top filelere gitti.
Bu talihsiz gol maçı bitirmişti, bundan sonra stada gelen taraftar üşüdüğünü , oyuncularımız yorulduklarını hissettiler. Onları ısıtan,
koşturan ne varsa yel aldı gitti. Moraller bozuldu, sonrasında Gerets'in oyuna müdahaleleri , bir kaç taze kan takımı yeniden toparlamaya yetmedi,
Hızlı esen rüzgar, onu kendi yanımıza alacak şutlar yerine orta yapmayı deneyince rakip takımın kalesinde , kaleciden daha etkili bir savunma yaptı.
Yine rüzgar etkisiyle kısa düşen bir kornerimiz rakibe hızlı bir kontratak fırsatı verdi ve gününde olmayan Mondragon'un
çaba sarfetmeden bakışları arasında Kone nin topu fillere yuvarlanırken bu seneki Şampiyonlar Ligi umutlarımızda rüzgara karışıyordu.
Atatürk Statında futbol oynatmayın, yazık bu emeğe , efora, iddia ediyorum eğer Galatasaray bu maçı Fenerbahçe stadında bile oynasaydı
PSV 'yi en az iki farkla evine gönderirdi. Bu mağlubiyette teknik kadro, futbolcular , seyirciler değil 10 yıldır bir stad yapımını
komediye dönüştüren beceriksiz yöneticiler en çok suçlu. Galatarasay gibi milyonlarca insana hitap eden bir markayı bile pazarlayamadılar.
Şirket yönetimi ve Spor yönetimi ayrı şeyler, artık Türkiye'de spor kulüplerini parası olanın değil sporu bilen tanıyan anlayan
profosyonel kadroların yönetmesi zamanı gelmiştir..