Farklı kıtalarda ama aynı tarihlerde oynanan ve sadece saat farkıyla ardarda final maçları yapılan
Amerika Açık Grand Slam Tenis Turnuvası ve Türkiye Şampiyonası bayanlar mücadeleleri
tenisseverlere dolu dolu bir hafta sunarken Bayan tenisimizide terazide tartmamızı sağlamış oldu.
İstanbul Cup'ımız, Yüzlerce kortu olan onlarca Tenis kulübümüz, Veteran turnuvalarına sponsor olan pekçok firma,
Tenis meraklısı pek çok işyeri sahibi ve 40 milyon gencimiz var.
Ama Amerika Açık'da bir tek Türk oyuncumuz yok.
Peki neden?
Tenis artık profosyonel bir meslek olup, iyi oyuncular dünyada çok iyi gelirlere sahipler.
Başarılı bir tenisçinin geçmişini izlerseniz küçük yaşta tenisle tanıştığını , meslek olarak tenisi seçtiğini ,
sponsor bularak iyi bir hocayla pek çok turnuva oynayarak sürekli geliştiğini görürsünüz.
Türkiye'de sporla uğraşan pek çok yetenekli öğrencinin kafasında ise hep Spordan karnım doyar mı,
bir mesleğim olsa daha iyi olmaz mı, Üniversite sınavı soruları var.
Veteran kavramıda Türkiye'de hep yanlış anlaşılmış bir kavramdır.
Veteran oyunculuk yemeğine maç yapmak , ter atmakdan ibaret değildir.
Tenis kulübü işletmeciliği Veteran turnuva organizasyonundan ibaret değildir.
Türkiye'nin ihtiyacı genç ve iyi tenisçileri bulmak , yetiştirmek , destek olmak , örnek olmak
Veteran kavramının içini doldurmalıdır.
Tenis Federasyonu milli oyunculara maaş ve sosyal haklar sağlama, sponsor bulma,
genç oyunculara burs imkanı, yurtdışı ile daha çok oyuncumuzu temas ettirmeye çalışmalı .
Tüm tenis camiasını içerecek , Tenis'ün bu büyük potansiyelini
ve parasal desteğini gençlere aktaracak yolları bulabilmeli.
İstanbul Cup gibi büyük bir organizasyon parasal kaygılarının yanında mutlaka
iyi ve genç Türk oyuncuları gerekirse Wild card la oynatmalıdır.
Bu bir Türk organizasyonu ise Türk oyuncular özel bir yere ve öneme sahip olmalıdır.
Bu sene Türkiye Şampiyonu Pemra Özgen wild card alamazken, çiftlerde de maç yapamadan turnuvayı kapatmıştı.
Federasyon ve kulüpler hep beraber artık Tenis Kulübü kavramından tenis akademisine
geçisin yollarını aramalılar. Tenis akademisi ile gelecek kaygısı yaşamayan ,
24 saati tenis olacak hoca ve öğrenciler kısa zamanda başarıyıda getireceklerdir.
Grand Slam'de derece almak henüz bize çok uzak ama bunlar yapılmaya başlanırsa imkansız değil.
Başa dönecek olursak İpek'in açtığı yolda gerek Pemra gerekse Çağla bir gün teklerde
Grand Slam oynayan ilk Türk olmak için çalışıyorlar. Özellikle daha hareketli, çeşitli ve taktiksel oyunuyla
Pemra Özgen bu hedefe daha yakın olan isim. Çağla ise bu sene başladığı profosyonel kariyerinde hızla yükseliyor
ve önümüzdeki dönemde oyununu dahada geliştirerek adından daha çok söz ettirecek diye umuyoruz.
Onları bir Eylül akşamında Tarabya'da değil, New York kortlarında görmek dileğiyle..