Süreyya Ayhan ilk defa 2000 Sidney Olimpiyatlarında yarı final koşarak gündeme geldi. Tabii hemen özel yaşantısı araştırıldı ve magazin dünyamız, kızımızın antrenörü ile yaşadığı aşk ile bolca nemalandı. İlgili ilgisiz herkes "ayrılsınlar, antrenörü kovalım veya evlendirelim" diyerek gündem yarattı. Bazı spor yazarlarımız Süreyya Ayhan ve antrenörü Yücel Kop’a nasıl koşması gerektiğini, dediklerini yaparlarsa Dünya Atletizminde ön sıralarda yer almalarının mümkün olacağı konusunda akıl vermeye başladı.
Bu arada Süreyya Ayhan, kendisi ve antrenörü hakkında yazılan ve söylenenlere kulaklarını tıkıyor. Çalışmalarına antrenörü ile daha bilinçli olarak ve basınla arasına mesafe koyarak devam ediyordu.
2002 yılında Münih’te yapılan Avrupa Atletizim Şampiyonasında 1500 m. finalinde startta Tv ler her atleti dünyaya tanıtırken Süreyya Ayhan’ı şöyle bir gösterip diğer atletlerin tanıtımına geçmişti. Yarış başlayınca Süreyya Ayhan hemen öne fırlamış ve gurubun 50 m. kadar önünde koşmaya başlamıştı. Avrupa’nın gözde atletleri bu Türk kızının nasıl olsa ikinci turdan sonra yarışı bırakacağını veya arkalara düşeceğini tahmin ettiklerinden atağa geçmedi. Ancak son tura girildiğinde Süreyya Ayhan halâ gurubun 30-40 metre önünde koştuğunu gören atletler işin ciddiyetini o zaman kavradı. Süreyya Münih’te dünyada geçilemez ünvanı ile yarışan Romen Gabriela Szabo’yu geride bırakarak 3.58.79 ile o sezon Dünyanın en iyi derecesini yaptı. Süreyya Ayhan, Ay yıldızlı bayrağımızı vücuduna sararak şampiyonluk turunu atarken Tv ler peşinde koşuyordu. Biz de bu doyulmaz manzarayı Tv başında gözlerimiz nemli, dudaklarımız titreyerek içimize sindiriyorduk.
Avrupa, bir Türk kızının başarısı ile sallanıyordu.
Böyle bir başarı Türk atletizminde alışılmamış, duyulmamış bir olay olarak Spor tarihimize geçti.
Süreyya Ayhan yurda döndüğünde hava alanında onlarca Tv basın mensubu, Genel Müdür, Federasyon Başkanı ve tüm yetkililer onunla bir arada görünebilmek için yarıştaydı. Boynuna çelenk takılmış, çiçekler havada uçuşuyordu. Süreyya Ayhan, dudaklarında hafif bir gülümseme ile "Ben Milletime daha büyük şampiyonluklar getireceğim" diyordu.
Medyada, hayatında atletizim yarışlarını seyretmemiş, Tv de atletizim yarışları varken başka kanallara geçmiş, spor yazarı, köşe yazarı, yetkili, yetkisiz herkes bir şey söylemeye başladı. Bazıları, antrenörü Yücel Kop’a akıl öğretiyor, kendi dediklerini yapması konusunda ısrar ediyor, hatta Kop’u yetersiz ve kalitesiz antrenör olarak kamu oyuna lanse ediyorlardı. Herkes 1500 m. taktik hocası olmuştu. Ancak her şeye rağmen, Türkiye’de atletizim diye bir sporun olduğu fark ediliyordu.
Bir ay sonra Türk Atletizm tarihinde ilk kez bir sporcumuz Golden League’e çağrıldı. Avrupa’nın kalbi sayılan Brüksel’de yapılan yarışı Türk halkı Tv. karşısında ayakta izledi. kızımız yine güçlü rakiplerini geride bırakarak birinci geldi. En yakın rakibi Belaruslu Alesya Turova 25 m. gerilerde kalmıştı. Süreyya Ayhan 3.57.75 ile 1500 metrede Türkiye rekoru kırarak, yine dünyanın en iyi derecesini yapmıştı. Düşünebiliyormusunuz, bir Türkiye rekoru aynı zamanda o yıl Dünyanın en iyi derecesi olmuştu.
Süreyya Ayhan yine bayrağımıza sarılarak şeref turu atıyor, türübünler altın kızımızı ayağa kalkarak alkışlıyordu. O yine çıktığı şeref kürsüsünün birincilik basamağında bayrağımıza sarılı olarak Tv de gülerek bize el salladı.
Böyle bir manzarayı Türk Sporu çok az yaşamıştır.
Avrupa Atletizim Şampiyonasında birinci gelen atletler, dört yılda bir yapılan Dünya Kupası Atletizim yarışları için Madrit’e davet edildiler. Süreyya Ayhan'da doğal olarak Avrupa’yı temsil etmek üzere Madrit’e gitti. 1500 m. bayanlar yarışında tüm gözler kızımıza çevriliyor, Avrupa Şampiyonluğunun bir tesadüf eseri olup olmadığı tartışılıyordu. Süreyya Ayhan yine startta tabanca ile fırladı. İlk turda en yakın rakibine 50 m. fark atmış, ipi göğüslerken de ikinci ile arasındaki mesafe 70 metreye çıkarmıştı.
Süreyya Ayhan bu yarışta 4.02.57 ile birinci geldikten sonra onlarca yabancı tv. karşısında "AB GÖRSÜN İŞTE. TÜRK İNSANI AVRUPA’YI EN İYİ ŞEKİLDE TEMSİL EDİYOR" demişti. Bu demecinde ne kadar haklı olduğu yarışlardan sonra belli oldu. Çünkü iki gün süren yarışlarda bayanlar kategorisinde yapılan 19 branşta sadece Süreyya birinci gelmişti. Süreyya Ayhan’dan başka Avrupa’lı hiçbir bayan atlet altın alamadı. Avrupa’nın yüzünü ağırtmak bir Anadolu kızına kısmet olmuştu.
Bu yarıştan sonra spansörler Süreyya Ayhan’a teklif götürmüşler, O da alın terini değerlendirmişti. Federasyon da onu unutmamış memur kadrosuna alarak yaşamını garanti altına almıştı. Süreyya Ayhan, dünyanın tanınmış atletlerinin de menejeri olan Hollandalı bir menejerle anlaştı. Ama nedense bu durumlar bizim medyanın pek hoşuna gitmedi. Onca futbolcunun aldığı milyon dolarlar hakkında kimse bir şey diyemezken kızın aldığı paranın miktarı, ne yapacağı konusu Tv lerde tartışılmaya başlandı. Antrenör Yücel Kop’un Süreyya Ayhan’ı küçük yaştan beri çalıştırdığı, kendine aşık ettiği söylendikten sonra Yücel Kop’un yeteneksizliği, bilgisizliği dile getiriliyordu. En kısa zamanda Süreyya’yı bu cahil antrenörün elinden kurtarma planları yapılmaya başlandı. Kamu oyu bu yönde etkilenmeye çalışıldı. Yabancı bir antrenör elinde Süreyya Ayhan’ın daha iyi bir derece yapacağı işleniyordu. Futbol kulüplerinin başarısız oldukları durumda teknik direktör değiştirilmesi gibi, Süreyya’ya da yeni bir antrenör aranıyordu. Bu konuda en son konuşan Süreyya Ayhan ise, "Ben antrenörümden memnunum, beni buralara Yücel getirdi" diyordu.
2003 yılında Dünya Atletizim Şampiyonası'ndan 15 gün önce Zürih’te yapılan yarışmada Süreyya Ayhan 3.55.58 ile şahane bir derece yaparak birinci geldi. Medya artık Süreyya Ayhan’ı Dünya Şampiyonasında kesin favori olarak gösteriyordu. Ancak Paris’te yapılan Şampiyonada kızımız ikinci gelerek gümüş madalyada kalınca herkes hemen linç kampanyasına girişti. Süreyya her ne kadar kadınlara ait özel bir durum nedeniyle kuvvetsiz kaldığını, Dünya Şampiyonası'nda alınan gümüş madalyanın da değerli olduğunu anlatmaya çalışsa da kimseyi ikna edemedi. Halbuki aynı yarışta 100 m. dünya rekortmeni Tim Montgomery kürsüye dahi çıkamayarak dördüncü gelmişti. Yine 5000 m.nin geçilemez atleti Dünya rekortmeni Faslı Hicham El Guerrouj da ikinci olmuştu. Böyle yarışların kesin favorisi olamayacağı gerçeğini bilmeyen futbol otoriteleri Antrenör Yücel Kop’u, vatana ihanetten sorgulanacak duruma getirdiler. Aynı otoriterler öne çıkıp, antrenörün mutlaka değiştirilmesi gerektiğini Yücel’le bu işin devam edemeyeceğini söylüyorlardı. Kimse Atletizmde geçmişte böyle bir başarının yakalanmadığı, ülkenin şimdiye kadar böyle bir antrenör yetiştirmediği konuları üzerinde durmuyordu. Yücel’in yeteneğinden ziyade magazin haberleri ile Süreyya ile aşk yaşadıkları konusu işleniyordu. Yapılan hakaretler öyle bir durum yarattı ki, Süreyya “nereden atletizme bulaştım” diyecek hale geldi. Bundan sonra basınla arasına mesafe koydu. Yücel de Süreyya’yı basından kaçıramaya, saklamaya başlamıştı. Eskiden olduğu gibi, herkesten uzak köşelerde 2004 yılında Atina’da yapılacak Olimpiyatlara hazırlanıyorlardı.
2004 yılının baharında doping muayenesi için wada’dan gelen elemanlara Süreyya ve Yücel Kop ikilisi anlaşmazlık yüzünden numune veremediler. Bu nedenle de Uluslar arası yönetmeliğe göre de 2 yıl boykot alarak cezalandırıldılar.
İşte o zaman herkesin beklediği, zil takıp oynayacakları durum yaratılmış oldu. Derhal linç kampanyası başladı. Bu konuda yetkili olan Genel Müdürlük ve Federasyonun açıklamalarından ziyade “ben dedimdi” cilerin söyledikleri dikkate alındı. Kamuoyu da zaten işin magazin tarafı ile ilgilendiğinden Süreyya’nın ve Yücel’in anlattıkları dikkate alınmadı. Genel Müdürlük ve Federasyon da kampanyalar karşısında havlu attı. Sonuç olarak Süreyya iki yıl Atletizmden uzaklaştırıldı.
Onlar yine köşelerine çekildiler. 2006 Yılında yapılacak Avrupa Şampiyonası için sessiz sedasız çalışıyorlardı. Ancak, Şampiyonaya katılabilmesi için geçmesi gereken baraj yarışına sakatlığı nedeniyle giremedi ve bir yıl daha kaybedildi. 2007 yılında Japon’ya’da yapılan Dünya Atletizim Şampiyonası'na da yine sakatlık nedeniyle katılamadılar.
Bundan sonra artık tek bir hedef kaldı. 2008 de yapılacak Pekin Olimpiyatları. Olimpiyatlara hazırlık için yurt dışında yapılacak kamp çalışmaları için spansör bulunamadı. Onlar da kendi imkanlarıyla Amerika’ya gittiler. Arkalarından Atletizim Federasyonu "bizim onayımızı beklemeden gittiler" diyerek Süreyya’yı memuriyetten attılar.
Amerika’da çalışmalar sürerken doping skandalı çıktı.
Artık herkes rahatlamış durumdadır. Süreyya Ayhan ile uğraşmaya artık gerek kalmamıştır. Medyaya yansıyan okuyucu yorumlarında bile "artık sırtımızdan çık, defol" diye yazılar çıkmaya başlamıştır. Bugünden sonra Türk Atletizminde Süreyya Ayhan olmayacak. Yücel Kop da olmayacak.. Etraflarında da kimse olmayacak .
Ama karalama kampanyaları bir zaman daha devam edecek.
Şimdi kafaları karıştıran sorulara cevap arayalım.
1.Türk Atletizminde 1948 yılında Londra Olimpiyatlarında üç adımda rahmetli Ruhi Sarıalp’in aldığı bronz madalyadan başka başarımız yoktur. (Eşref Apak’ın Atina Olimpiyatları'nda çekiç atmadan aldığı bronz madalya, üçüncü gelenin dopingli çıkması neticesinde kazanılmıştır)
2.Süreyya Ayhan Türk Atletizmine ilkleri yaşatmış, Avrupa Şampiyonu olmuş, Dünya kupasını Avrupa adına havaya kaldırmış, Dünya ikincisi olmuş nadide bir yıldızdır.
3.Onu yetiştiren Yücel Kop gibi başarılı bir antrenör şimdiye kadar Türk Atletizmine gelmedi. Medya tarafından yapılan eleştiriler hep kişiliğe dönük, (ekseri Yücel Kop’a) insafsızca yapıldı. Onun bilgisizliği ve yetersizliği, kızı kandırdığı, onu sakladığı, ondan bir rant beklentisi içinde olduğu defalarca yazıldı, söylendi. Bu da onların medyaya küsüp, kenara çekilmelerine neden oldu.
4.Dünyada elit düzeyinde birçok sporcunun başı dopingle dertlidir. Acemiler yakalanır, bilinçli olarak doktor nezaretinde kullananlar yakalanmaz. Süreyya Ayhan namusu ve şerefi üzerine ettiği yeminde doping maddesi kullanmadığını ısrarla söylemektedir. Ayrıca, dünyada atletizmde ileri gitmiş ülkelerde, zamanında doping kullanmış sporcular kamuoyu tarafından linç edilmemiş, kendilerinden antrenör olarak yararlanma yoluna gidilmiştir.
5.Atletizm antrenörleri futboldaki teknik direktörler gibi değiştirilemez. Atlet kimi isterse onunla çalışır. İkili arasında adeta bir kan uyumu söz konusudur.
6.Federasyon veya Genel Müdürlük Süreyya Ayhan’a antrenör ve diğer konularla ilgili ne gibi bir teklif götürdü de red edildi? Eşref Apak, Atina Olimpiyatlarından sonra antrenörü Artun Talay’ı bıraktı, yerine dünyaca tanınmış çekiç antrenörü getirildi ama, istenilen netice alınmadı.
7.Basın sadece belirli kişileri konuşturuyor. Sırada Halil Akkaş, Eşref Apak, Nevin Yanıt gibi elit atletlerimiz acaba ne düşünüyor diye mikrofonlar onlara uzatılmıyor. Onlar ne zaman Avrupa Şampiyonu, Dünya Şampiyonu olacak, işte o zaman malum kampanya başlayacaktır.
8.Federasyon, Süreyya Ayhan’ın memuriyetten aldığı üç kuruşluk maaşını keserek medyaya iyi bir görüntü vermiş olabilir. Ancak yetişmekte olan atletler, "biz dünya şampiyonu olsak ne yazar" diyecektir.
9.Süreyya Ayhan gibi bir yıldız, Türk Atletizmine, Türk halkına çok şey vermiş, milyonlarca doların yapamayacağı propagandayı yapmış, bayrağımıza sarılarak milyarlarca insanı kendine hayran bırakmıştır.
10.Netice olarak kamuoyu Süreyya Ayhan ve Yücel Kop’u taşıyamamıştır.
AŞKIN TUNA