Sporha : Merhabalar Ali Bey , öncelikle sizi tanımak isteriz?
AG: Kimya Mühendisiyim, Münih Teknik Üniversitesi Tenis bölümünü bitirdim, daha sonra Almanya da kulüplerde, bölgelerde ve eyalet federasyonlarında antrenör olarak çalıştım. Toplam 17 sene orada kaldım sonra Türkiye’ye geri döndüm. Avrupa ve Amerika için geçerli en yüksek seviye antrenör lisanslarına sahibim. Türkiye’nin en yüksek kademe lisanslı yegane antrenörüyüm. Türkiye Milli Takımlar Teknik Direktörlüğü yaptım, ENKA ve TAÇ Spor Kulüplerinin tenis bölümlerini yeniden yapılandırdım. Halen Ali Göreç Tenis Akademisini yürütüyorum.
Sporha: Tenise nasıl başladınız?
AG: Amcam Samim Göreç Türkiye Basketbol Milli Takım antrenörü, babam Ertem Göreç milli takım oyuncusuydu, ben 9 yaşında bir basketbol meraklısıyken babam beni TED kulübüne götürdü, İstanbul Enternasyonal Tenis Turnuvasının, bugünki ismi ile TED Open turnuvasının final maçını seyrettim, bunlar habire topu fileye takıyorlar ben olsam takmazdım dedim, babam öylemi haydi göster bakalım dedi , o gündür bugündür topu fileye takmamaya çalışıyorum (gülüşmeler)..
Sporha: Tenis için “Sınırlarınızı öğreniyor ve kontrol etmeyi öğreniyorsunuz” diye bir tabiriniz var, Tenisi nasıl tanımlarsınız?
AG:Tenis benim için bir hayat okulu. Teniste hem vucudunuzu,hem zihninizi, hem de ruhunuzu geliştirecek çok sayıda içerik var, Tenis çok uzun süre oynanabiliyor olduğu için konsantrasyon , duygu kontrolü gibi becerileriniz üzerinde uzunca yıllar çalışabiliyorsunuz.
"ÖLECEĞİM GÜNE KADAR TENİS OYNAMAK İSTİYORUM"
Ben şu anda 51 yaşındayım, 40 senedir tenis oynuyor, 33 senedir antrenörlük yapıyorum ve öleceğim güne kadar inşallah Tenis oynamak istiyorum. 80 yaşında uluslararası çapta turnuva tenisi oynayan binlerce, milyonlarca insan var. Tenis derya gibi bir spor, tekniğin, kondisyonun üst seviye olması gerekir, fakat en önemlisi, zihinsel tarafı. Bireyselliği ve dahiyane skor sistemi sebebiyle, insan üzerinde büyük stres yaratan bir spor. Bu streslere karşı becerileriniz geliştikçe, insani değerleriniz de gelişiyor. Sözün özü, kişisel gelişim açısından son dörece özel bir spor..
Sporha: Şöyle listeme bakıyorum, bugüne kadar yurtiçi ve dışından pek çok ünlü isime hocalık yaptınız, bunlardan birisi de Dünya da ilk 20 ye girmiş, gençler Wimbledon şampiyonu Barbara Rittner..
AG: Rittner şu anda Almanya FED CUP takım kaptanı.
Sporha: Evet, son günlerde şöyle bir tartışma var; Türkiye de oyuncular belli bir seviyeye kadar geliyorlar ama ondan sonra onları üst seviyeye taşıyacak hoca bulunmuyor deniyor, siz Rittner gibi üst seviye oyuncularla da çalışmış bir antrenör olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?
AG: Dünyada herhangi bir antrenörün çok yetenekli bir çocuğu alıpta, sıfırdan dünya nın tepesine çıkarması çok seyrek rastlanan bir olgu. Normalde bir oyuncunun becerilerine değişik dönemlerde değişik hocalar katkıda bulunuyorlar. Şimdilerde Türkiye’de, yetenekli gençlerimizden birini alıp ta ilk 100 ‘e sokacak bir antrenörün olmadığı tartışılıyor.
"ANTRENÖRDE OYUNCULARLA BİRLİKTE GELİŞECEK"
Hakikaten halihazırda hem oyunculuk eğitimi, hem oyunculuk deneyimi, hem antrenörlük eğitimi, hem de antrenörlük deneyimi açısından değerlendirildiğinde, Türkiye’de bu seviyede çok antrenörümüz yok. Bununla birlikte, dünyanın ilk 100’ünü gerçekten hedefleyen oyuncumuz da henüz çok az. Yani oyuncularımız gelişirken antrenörlerimiz de gelişecek.. Tartışmalarımızı ‘antrenörlerimiz vardır, yada yoktur’ şeklinden, ‘oyuncularımız gelişirken , antrenörlerimiz de nasıl gelişir’e çevirmemiz çok daha sağlıklı olur.
Sporha:Geçen sene Eylül ayında 1 senelik yoğun bir çalışmadan sonra Çağla Büyükakçay ile yollarınız ayrıldı. 2004 Nisan ayında bir gazetemizde sizinle ilgili çıkan yazıda; Çağla ile 5 yıllık bir plan yaptığınızı ve hedef olarak Çağla ile ilk sene sonunda 700 lere, 5 sene sonunda da ilk 150 ‘ye inmek istediğinizi belirtmiştiniz, nitekim ilk sene sonunda da bu hedefinize ulaşmışken neden yollarınız ayrıldı ?
AG: Bir ekip oluşturduğunuz zaman ekibin ana şahsiyeti oyuncu oluyor ve her şey oyuncunun etrafında kenetleniyor. Çağla, bir dizi yüksek beceri potansiyeline sahip, fakat fiziksel ve teknik açıdan temel gelişimi henüz tamamlanmamış ve gençler kategorisinde dahi, uluslararası turnuva deneyimi yok denecek kadar az olan bir oyuncu idi, yani Çağla ulusal tenis platformundan direk olarak profesyonel tenise adım atıyordu. İşe başlarken, öncelikle oyuncu ve antrenör olarak birlikte oturup hedef birliği oluşturduk. Daha sonra ben, Çağla ya özel olarak, bir yandan temel eksiklerini giderirken, diğer yandan turnuvalar için form tutturacak, bir senenin performans hedeflerine ulaşırken bir sonraki senenin altyapısını oluşturacak ve her yılın performans hedefleri ile bütçelerini somut olarak içeren, 5 yıllık bir plan oluşturdum. Bu planlarla ilgili olarak Çağla’nın sponsoru SOYAK’la mutabakata vardık ve onay aldık, ailesi ve kulübü ENKA’nın da desteği ile çalışmalara başladık.
Birlikte geçirdiğimiz 52 haftanın 23 haftasında Çağla turnuva oynadı, 24 hafta kamptaydı, 1 hafta sakatlık yaşadı ve 4 hafta dinlendi. Gördüğünüz bu yoğun ve yorucu programın yanısıra Çağla, birinci profesyonellik yılı ile ilgili olarak, alıştığı hayat tarzına ters düşen bir dizi ek zorluklar da yaşadı, ailesi ve arkadaşlarından uzak kaldı, kulüp içindeki sosyal ortamının dışına çıktı ve turnuvalarda devamlı olarak rekabetçi bir mücadele içinde idi, etrafında sürekli olarak 30-60 kadar cengaver vardı, herkes herkese karşı idi. Çok zor ve yıpratıcı bu ortama ilk yıl hakikaten çok iyi bir uyum sağladı. 20-25 hafta İstanbul dışındayken o kadar değişik problemlerle karşılaşıyorsunuz ki, birbirinizi motive edemiyor olsanız huzursuzluklar çıkmaya başlar. 1 yıl boyunca, ikimizde tarzlarımızdan biraz ödün vererek, oldukça verimli bir şekilde çalıştık ve oldukça az huzursuzluk yaşadık.. Aramızdaki yaş farkını da gözönüne aldığımda, Çağla’nın bu dönem içindeki sağduyulu davranışlarına ve marifetlerine çok saygı duyuyorum.
Birinci yıl sonunda dünya klasmanında ilk 700’ü hedeflemiştik 670’e indik ve sponsorumuza karşı idari ve maddi tüm sorumluluklarımızı yerine getirdik.
"TARZLARIMIZ FARKLI"
Birlikteliğimizin birinci yılını noktalayan Yunanistan turnuvasından sonra aramızda, geçmiş bir yılı karşılıklı bakış açılarıyla değerlendirdiğimiz bir toplantı yaptık. Ben, bu dönem ile ilgili olarak kendisinden genelde memnun olduğumu, fakat önümüzdeki yılların hedeflerine ulaşabilmek için antrenman yoğunluğunu epey arttırmamız gerekeceğini ve bu noktada kendisinin göstermiş olduğu dirençleri nasıl aşabileceğimiz konusunda çözüm üretmemiz gerektiğini söyledim. Çağla da, kendi performan potansiyelini en iyi şekilde gerçekleştirebilmek için, daha değişik antrenman tarzlarına, değişik antrenman yoğunluklarına ve koçuyla değişik iletişim biçimine gerek duyduğunu düşündüğünü belirtti ve bu noktada ikimiz açısından bakıldığında, farklı perspektiflerin oluşmuş olduğunu gördük.
Ben hedefler büyüdükçe daha disiplinli ve daha azimli çalışılması gerektiğine inanan bir hocayım, yurtiçi ve yurtdışında değişik seviyelerdeki oyuncularla edindiğim deneyimim sonucu, hangi şartlarda neler yapıldığında nerelere varılacağını görebildiğime inanıyorum. Benim açımdan baktığınız zaman, Çağla’nın önümüzdeki dönem hedefleri doğrultusunda, önceliklerini daha iyi belirlemesi, daha fazla emek vermesi ve sabırlı olması gerektiği gerçeği vardı.
Çağla’da, 17 yaşında, tamamıyla özerk ve ne istediğini bilen bir genç kız olarak, bu dönem içerisinde gördüklerini, yaşadıklarını ve hissettiklerini değerlendirmiş, inandığı, güvendiği insanlara danışmış, mukayese etmişti ve yaptıklarımızın kendisine uygunluğunu sorguluyordu.
Bu durumda, Çağla’ya inanan ve destek olmak isteyen bir büyüğü olarak arzu ettiği ortamın yaratılabilmesi için gerekli her türlü katkıyı yaptığımı düşünüyorum ve o şimdi yeni koçu Alaaddin ile yoluna devam ediyor. İlerki yıllarda, kendisine belli oranlarda katkıda bulunmuş olmamın mutluluğu ile, Çağla’nın çok daha büyük başarılarına şahit olacağımı biliyorum.
Sporha: Bu noktada bu seviyede hedefleri olan bir sporcunun ailesi herhangi bir şekilde sürece katılıyor mu? Yurtdışında yetenekli isimlere baktığımızda , gerçekten aileler imkanlar bulup çocuğa yön veriyorlar, Türkiye de durum nasıl?
AG: Aile profesyonellik sürecine direk olarak katılmıyor, fakat dolaylı olarak çok büyük özverilerde bulunuyor, risk ve sorumluluk taşıyor. Mesela, Büyükakçay’lar Adana’da yaşayan bir aile, anne Seçil, Çağla’nın tenisi uğruna kendisini ve kızkardeşini alıyor, Adana’dan İstanbul gibi risklerle dolu bir şehre geliyor , burada hayat kuruyorlar, okulunu evini vs. ayarlıyor, tabi burada kulübü ENKA’nın desteği de büyük, ama yinede çok zor işler bunlar. Profesyonellik projelerinin aile desteği olmadan yürümesi mümkün değil.
Sporha: Şu anda üç sporcumuz Profesyonel kariyerlerine devam ediyorlar, Çağla sizden ayrıldıktan sonra Alaaddin Karagöz ile devam ediyor ve şu anda İsrail ‘de tunuva oynuyor, acaba yöntem doğru mu , rakiplerimizden nerede eksik kalıyoruz, İstanbul Cup da önceki sene Pemra ile çift oynayan Rus Chakvetadze daha sonra inanılmaz bir sıçrama yaptı ve şu anda dünyada 11. sırada , üst seviye bir tenisci oldu, Pemra şu anda ilk 400 e girdi, biz neden bu sıçramayı yapamıyoruz?
AG: Bizim henüz bu sıçramayı yapamayışımızın iki farklı nedeni var. Birincisi, oyuncuların altyapı durumu. Yani her tenisçi yüksek performans tenisine, teknik, taktik, kondisyon ve zihinsel yönlerden edindiği belli bir altyapıyla adım atıyor ve o altyapı, profesyonel gelişim için çok uygun, az uygun, yada uygunsuz olabiliyor.
Bu açıdan baktığımızda Chakvetadze buraya geldiğinde, Pemra ile aynı seviyede oynuyorlardı ama değişik altyapıları vardı. Yani, bir altyapının üzerine hemen bina inşa edebilirsiniz, diğerinin üzerine bina inşa etmeden temelini güçlendirmeniz gerekir. Pemra da, Erhan’la birlikte bu altyapıyı güçlendirip üzerine kapsamlı bir bina inşa etme savaşı veriyor.
"HAVUZA ATLADIK"
İkinci onemli sebep ise, geçmişte bizim oyuncularımız profesyonel tenise adım atamıyorlardı. Yani yüzme tabiriyle, yarışlar havuzda yapılırken biz banyo küvetinde kulaç atıyorduk, Dünya Tenisinde havuz demek, profesyonel turnuvalar demek oluyor. Eğer bir oyuncu senede 20-25 tane uluslararası profosyonel turnuva oynayamıyorsa, zaten o oyuncunun diğer profesyonellerle mukayese edilmesi yanlış kaçıyor. Türkiye’de son iki – üç yıldaki en büyük değişiklik, üç oyuncumuzun düzenli olarak profesyonel turnuvalar oynuyor olmaları. Şu anda Pemra’nın dünyada 300’ler, İpek’in 500’ler, Çağla’nın 600’ler civarında olmaları, İpek’in çiftlerde daha önce ilk 80‘e girmiş olması, görece olarak azımsanmayacak bir durum. Bizim için bunlar çok önemli oyuncular ve herbiri Türkiye için çok önemli projeler, çünkü emsal oluşturuyorlar. Bu oyuncuları dikkatle takip eden bir sürü oyuncu, bir sürü oyuncu ailesi ve bir sürü potansiyel sponsor var. Önceki dönemlerde, onların damarlarında kan yerine titanyum akıyormuş gibi, tenis profesyonelliğinin yabancılara özgü bir olgu olduğu inancını güdenler, şimdi bu oyunculara bakarak, “onlar yapabiliyorsa, biz neden yapamayalım” ruh haline giriyorlar. Bu grupların arasında en önemlisi aileler, çünki esas karar mekanizması onların ellerinde ve onlar hayatlarının en değerli varlıklarını, büyük belirsizlik ortamlarının içine atmak istemiyorlar. Artık onların bakış açısı değişiyor.
Sporha: Peki aşağıdan Chakvetadze gibi donanımlı yeni yeteneklerimiz geliyor mu?
AG:Var tabii, İstanbul da da var, Anadolu da da var. Burada önemli öğe, bu yetenekleri düzgün eğitecek ve motive edecek olan, demin de değindiğimiz antrenörler. Adana’ya bir antrenör geçti, İzmir’e düzgün bir antrenör geçti ve buradan bir dizi iyi oyuncular yetişmeye başladı. Bunlar, potansiyeli yüksek ve ileride profosyonel oyuncu çalıştırabilecek Türk antrenörler. Şu anda tam mesai antrenörlük yapan 25-30 tane antrenör var Türkiye’de ve bunların tümü, pırıl pırıl gencecik insanlar. Yakında piyasaya çıkacak ve üst düzey oyuncu yetiştirecekler. En üst düzey eğitimli Türk antrenörü olarak, 15 yıl önce Türkiye’ye geri döndüğümde, kulüp ve federasyon çalışmalarında inanarak güttüğüm strateji, önce antrenörleri motive etmek ve eğitmek idi. Bazı insanlar bana, neden daha fazla iyi oyuncu yetiştirmediğimi soruyorlar, ama bir antrenör yetiştirdiğiniz zaman 30-40 tane oyuncu yetiştirmiş oluyorsunuz ve antrenör yetiştirmeden oyuncu yetiştirmenin anlamı yok.
Sporha: Çağla’dan sonra bir projeniz var mı?
AG: Evet tabiî ki. 10, 12 ve 14 yaş grubundan toplam 6 çocukla çalışıyorum. Yakında onların zamanları gelecek, uluslararası gençler kariyeri ve profesyonel kariyer oluşturacaklar. Oyuncuları, her kademede altyapılarını oluşturarak sabırlı bir şekilde yetiştirmek gerekiyor.
Bu oyuncuların sürekli olarak hem oyun seviyelerini, hem de klasman durumlarını göz önüne almak gerekiyor. Bir oyuncu ile zamanından önce klasmanları zorlayarak, onları yüksek klasmanlara ulaştırmanın yolları da var. Nasıl oluyor derseniz, düzgün bir sponsorunuz varsa, oyuncunuzu ağırlıklı olarak, güçlü fakat az imkanlı oyuncuların gitmeye cesaret edemediği yerlerdeki turnuvalarda oynatabilir, seviyesinin üzerinde puan toplatabilir ve klasmanda üst sıralara çıkartabilirsiniz. Afrika’da, Uzak Doğuda mesafeler uzak, ulaşım giderleri çok yüksek. Kısa vadede yararlı gibi görünen, fakat uzun vadede çok zararlı bu uygulamaların geçmişte örnekleri çok oldu. Dünya klasmanları yalnızca son 52 hafta içinde alınan puanlarla oluşturulduklarından, her bir haftanın sonunda, 52 hafta evvelki haftanın puanları klasmandan siliniyor, yani o puanların korunma zorunluluğu var.
Eğer oyuncunuzun oyun seviyesi, ulaştığı yeni klasman düzeyine uygun olarak gelişmemiş ise, klasmanı asansör gibi aşağı iniyor. Bu durumlarda bir yandan oyuncunun özgüveni, diğer yandan da genelde klasmanlara bağlı sponsorluk ilişkileri sarsılıyor. Fakat oyuncunuzun altyapısı yeteri kadar oluşmuş ve bu turnuvaları dengeli sayıda seçmişseniz, çok akılcı da olabiliyor. Yani, oyuncu için antrenman kalitesi kadar turnuva seçimi de çok önemli , oyuncu ne çok fazla kazanarak şımarmalı, nede çok fazla kaybederek kendine güveni yok olmalı...
Sporha: Bu seçimleri kim yapıyor?
AG: Antrenörler yapıyor, seçimlerin de mümkün olduğunca ucu açık tutuluyor. Turnuva müracaat sistemleri oldukça komplike, turnuvalara belli tarihlerde müracaat etmek ve belli bir tarihde çekilmek zorundasınız, çekilmediğiniz zaman para cezası veya yaptırımlar olabiliyor. Aynı hafta için değişik turnuvalara müracaat ediliyor ve oyuncu katılım listelerinde ulaşılan sıralamalara göre turnuva seçiyorsunuz. Bazen ana tablo oynaması veya seri başı olmasına göre seçim yapıyorsunuz, bazen de daha yüksek para ödüllü bir turnuvanın elemesini tercih edebiliyorsunuz.
Sporha: Okullara gelirsek Okulların tenis için anlamı ne olabilir, geçen hafta İstanbul Liseler Türkiye şampiyonasında hakem yoktu, sayı sayılmıyordu. Hakikaten üzüldüm, bu durumu size sormak istedim?
AG:Haklısınız, gönül istiyor ki resmi kurumlar bu işlere çok daha fazla önem versinler, fakat, Türkiye gibi orta gelişmiş devletlerin spor dallarına ilgisi, o spor dalında alınmış olan başarılar ve o spora olan taleple orantılı oluyor, yani ilginin derecesi, devletin ileriye yönelik planları çerçevesinde değil, toplumun bugüne kadarki spor kültürü ile sınırlı bir durumu yansıtıyor. Sosyo-ekonomik açıdan baktığımızda, Türkiye’de halen toplumun büyük bir kısmı ekonomik olarak günü kurtarmaya çalışıyor. Sporun fiziksel ve zihinsel yararından çok, ekonomik yararları ön planda tutuluyor, ailelerin çocuklarını öncelikli olarak Futbola yönlendirme sebebi de bu, başarılı olursa hem kendisi kazanır hem bizi besler diye düşünüyorlar. Yavaş yavaş, ağırlıklı olarak bürolarda çalışanlardan başlayarak büyük şehirlerdeki insanlarımız fiziksel aktivitenin önemini daha çok anlıyorlar. Hareketsizlik; yüksek kolesterol, yüksek tansiyon , aşırı kilo, damar sertliği gibi modern hastalıkların bir numaralı nedeni. Bunların hepsi, zihinsel ağırlıklı işlerden ve fiziksel aktivite eksikliğinden kaynaklanan şeyler. Ülkemizde spor kültürü, bu saydığımız sebeplerden dolayı, artık futbol dışındaki spor dallarını da kapsamaya başlıyor.
Tenise özel duruma bakarsak, bu sporun çok uzun yaşlara kadar yapılabiliyor olması, günlük iş hayatına çok kolaylıkla adapte edilebiliyor olması, sosyal ve eğlence yönünün de ağırlıkta olabilmesi ve aktivite yoğunluğunun dilendiği gibi ayarlanabiliyor olması, günümüz insanının tüm ihtiyaçlarına öncelikli olarak cevap verebilen özellikler olarak ön plana çıkıyor. Bunların yanısıra, televizyonda da çok keyifle izlenebiliyor olması, tenisi modern zamanların bir numaralı sporu haline getirdi. Ebeveynler de gittikçe artan oranda çocuklarını bu sporun faydalarından yararlandırmak istiyorlar. Bu şekilde tenis kültürümüz de hızla gelişiyor.
TENİS’TE ÜST SEVİYE SPORCULAR ÇIKARABİLİRİZ
Bir de, Teniste oyuncuların ve ülkelerinin başarılı olması için resmi kurumların mutlak desteği gerekmiyor. Mesela Futbol , Voleybol , Basketbol gibi sporlara baktığınızda, Devletin icazeti olmadan hiç birşey yapamazsınız, herhangi bir uluslararası turnuvaya katılabilmeniz için Federasyonların onayı gerekir, fakat Teniste bu yok , profesyonel tenis ve dünya çapındaki turnuva sistemi o kadar iyi kurgulanmış ki, iyi bir oyuncu, iyi bir teknik destek ekibi ve sponsor bir araya geldiğinde dünyayı fethedebilirsiniz. Bunla ilgili olarak Kıbrıs Rum Kesimi’nden Marcos Baghdatis örneğini verebiliriz. Bir avuç insanın tenis oynadığı bu ülkeden çıkan bu tenisçi, ülkesini dünya gündeminin ön planına çıkardı. Başka bir örnek Şili. Bundan on beş sene kadar önce, yıllarca allak bullak olmuş, gelir seviyesi yerlerde, federasyonunu mafyanın yönettiği bir ülke durumundayken, Marcelo Rios diye bir oyuncu çıktı , dünyanın 1 numarası oldu ve ülkesine, resmi turizm ve tanıtım giderlerinin on misli kadar tanıtım yaptı.
Bütün bunlar gözönüne alındığında, Türkiye’de genel spor kültürünün gelişmesi zaman alacak ama Teniste önümüzdeki on sene içinde Türkiye nin tanıtımını bugüne kadar yapılandan daha fazla tanıtacak birini çıkarabiliriz inancındayım.
Sporha: Federasyon ile bir göreviniz var mı?
AG: Fiili bir görevim yok. Yalnızca federasyon başkanı, teknik ve eğitim konularında danıştığında fikirlerimi söylüyorum
Sporha: İstanbul Cup ile ilgili düşüncelerinizi merak ediyoruz, üst seviye oyuncumuz yok ama turnuvalarımız var, bir de 2006 da Pemra ya Wild Card verilmemesini nasıl değerlendiriyorusunuz?
AG: İstanbul Cup son derece değerli bir oluşum. Bu turnuvanın değerini hakikaten anlayabilmek için, önce TED Open’i konuşmamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Size kendimden canlı bir örnek vermem gerekirse, benim gibi bir insanın 40 senedir bu işin içinde olmasının en öncelikli sebebi TED Open’dır. Benim tenise başladığım 60’lı yılların sonlarında, TED Open’ın halihazırda 10 yıllık bir geçmişi vardı. O zamanlarda da, o seviyedeki bir turnuvada başarıyla oynayacak oyuncularımız mevcut değildi, ama biz gençler wild card larla turnuvaya giriyor, o dönemin en iyi oyuncularıyla oynuyor, antrenman yapabiliyorduk. 1971 ve 72 senelerinde iki sene arka arkaya TED Open’a dünyanın bir numarası Illie Nastase geldi. Düşünün ki, bu şimdilerde Federer’in İstanbul’da oynaması ile eşdeğer bir durum. Bu oyuncuların müthiş bir auraları ve etki alanları var, yakınlarına gittiğinizde titremeye benzer etkileşimler alıyorsunuz. Benim gibi, günün tamamını tenise vakfeden 15-20 kadar genç arkadışımın da bu etkileşimi almış olduğunu düşünüyorum. Bu etkileşimler sebebiyledir ki, ben yıllar sonra, kimya eğitimimin ardından babamla önemli bir konuşma yapacaktım. “Kimya mı-tenis mi” sorusuna cevap ararken babamın da öğütleriyle, hayatta en sevdiğim işe yönelecek, fakat o konuda da mümkün olan en üst seviyede eğitim almayı ihmal etmeyecektim. Ve işte hala tenisin taa içindeyim ve mutluyum.
Buradan anlaşılacağı gibi, TED Open bizim neslimizi en fazla etkileyen oluşum idi, aradan 50’yi aşkın yıl geçti ve TED Open hala bugünki neslimizi büyülemeye devam ediyor.
Bu açıdan baktığımızda İstanbul Cup ta, günümüz bayan oyuncularını büyük ölçüde büyüleyen çok önemli bir turnuva. Bu işlevinin yanısıra tenis için, devletin yüksek bürokratik kesimlerinin ve özel sektörde büyük sponsor gruplarının destek ve kaynaklarını devreye sokuyor, böylelikle geniş kapsamlı bir tenis tesisi kurulacak ve bir tenis akademisi çatısı altında oyuncu eğitimi ve antrenör eğitimi sağlanacak. İnşallah çok uzun süreli bir oluşum olur. Garanti Koza’nın başında olan Şükrü İlkel bey de, bizden hemen sonraki dönemlerde aktif olarak oynamış ve o zamanlardan beri tenise gönül vermiş bir insan. Bu açıdan da İstanbul Cup , TED Open’ın devamı sayılabilecek bir turnuva, çünki Şükrü bey TED Open zamanından o tenis kültürünü almamış olsaydı bugünki projeye bu kadar yatırım yapmazdı diye düşünüyorum.
Hem TED Open, hem de İstanbul Cup oluşumlarına emeği geçmiş ve geçen herkese müteşekkir olmamız lazım, ben çok müteşekkirim .
Wild card sorunuza gelirsek, gönül tabii ki, üç ana tablo kontenjan hakkının da, yurt dışında yılın 20-25 haftasında profesyonellik savaşı veren 3 oyuncumuz, Pemra, İpek ve Çağla’ya verilmiş olmasını isterdi. Fakat bu tür profesyonel organizasyonlarda teknik konuların yanısıra, dışarıdan görünmeyen, mesela, bütçe boyutundan, uluslararası ilişkiler boyutuna, oradan medya boyutuna kadar düşünülmesi ve dengelerin kurulması gereken o kadar değişik detay oluyor ki.. Böyle büyük turnuvalarda, değişik dengelerin kurulması ve önceliklerin netleşmesi için bir-iki yıl geçmesi doğaldır, bir anda ideal bir şekle ulaşmak mümkün değildir. 2006 da, tam bilemediğimiz sebeblerden İpek’in dışındaki wild cardlar değişik şekillerde kullanıldı, fakat 2006 , 2006 da kaldı artık 2007 deyiz, durumlar düzeltilir ve yola devam edilir. Burada ne Pemra tarafının, ne de turnuva yönetimi tarafının kabuklaşmış bir tavır göstereceğini zannetmiyorum.
Hep ileriye bakmamız lazım, tarihimizde yokken şu anda 3 tane profosyonel oyuncumuz var, ikisinin sponsoru var inşallah İpek de yakında sponsorunu bulur ve devam eder çünkü İpek bazı görüşlerin tam aksine Tenise daha daha çok uzun süre faydalı olacak bir insan, tenis sadece teklerden ibaret değil, onun çiftler oyunu çok büyük bir performans kriteri artı çok büyük bir deneyimi oldu, İpek , ayrıca çok aydın ileri görüşlü hakkaten çok akıllı ve Türk Tenisi için büyük bir değer , Tenis sevgisi belki hepimizden daha fazla, artı ileride bütün bu deneyimlerini antrenör olup aktaracak ..
Sporha: Ciddi bir genç nufüsumüz var ve önlerinde Üniversite sınavını tek seçenek görüyorlar, oysa Spor da onlar için çok iyi bir alternatif olabilir, Amerika da hem Üniversite okuyup hemde sporda çok başarılı olan sporcular var, Spor ve okulun beraber gitmesi konusunda neler söyleceksiniz?
AG: Avrupa’da da bize benzer okul saatleri mevcut ve orada da, hem iyi liselerde okuyan hem de performans Tenisine devam edebilenler var. Ben ülkemizdeki okul sisteminin tenis için aşılamaz bir sorun olduğunu düşünmüyorum, bence daha büyük sorun, büyük şehirlerimizdeki ev-okul-kulüp üçgeni arasındaki ulaşım sorunudur. İstanbul gibi bir şehirde günlük ulaşım süreleri bir kaç saate kadar çıkabiliyor ve bu, tabii ki kabul edilemez bir durum.
Bu ulaşım sürelerini iyice kısaltabilsek, spor, ödev ve uyku için yeteri zaman kalıyor. Yakında yatılı tenis akademileri devreye girecektir ve bu, soruna daha uygun bir çözüm teşkil edecektir diye düşünüyorum. Üniversitelerde ise durum çok değişmiş bulunuyor, çünki artık bir dizi üniversitemiz başarılı tenisçilere tenis bursu veriyor. Bütün bu zor görünen durumlarda, değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabullenmeli ve buna rağmen en iyi işi çıkarmalıyız
Sporha: Bazı branşlarda performans artıran bir takım maddeler kullanılıyor , genelde bu maddeler olumsuz algılanıyor ama sporcuya olumlu yönde katkı yapan maddelerde var, Teniste böyle bir durum var mı ?
AG: Sözünü ettikleriniz genelde, ya maksimum kuvveti geliştirici, ya göreceli kısa süreler için dikkati uyarıcı, yada gevşemeye yönelik maddeler oluyor. Direk müsabaka tenisine yönelik olarak tüm bu maddelerin işlevsel olması mümkün değil, çünki bir yandan Tenis maçında salt kuvvete ihtiyacınız yok, diğer yandan en az 1,5 ile 4 saat arasında sürebilen bir maç içinde, bilinçli olarak yüzlerce kez konsantrasyon ile gevşeme durumlarına geçiş yapmanız gerekiyor.
Teniste oyuncuların gelişim süresinde kuvveti ve antrenman dozuna dayanıklılığı artıran bazı maddeler kullanılıyor. Bunlardan en fazla sözü edilen, Williams kardeşlerin Tenise soktukları Creatin maddesi. Halen creatin doping kapsamına girmiyor, fakat ben her türlü maddenin faydasının daha üzerinde zararının olduğuna inanıyorum ve zararlar uzun vadede ortaya çıkıyor. Teniste 8 senelik bir öğrenim süreci var, sonra da 7-8 sene profesyonellik dönemi geliyor, yani çok uzun bir süreç. Hızlı bir şekilde vucudunuzu geliştirdiğinizde liflerinizde problemler oluşuyor. Kısacası hiç bir maddenin uzun vadede Teniste kullanılabileceğini düşünmüyorum. Antrenörler olarak eğitsel ve örnek olma sorumluluğumuz çerçevesinde bunlardan uzak durmamız şart. Bir oyuncunuzla, kariyeri bittikten yıllar sonra karşılaştığınızda, yüzüne sevecenlikle bakabilmeyi ve sevecenlik görebilmeyi çok önemsiyorum.
Sporha: Ali Bey çok çok teşekkürler, son olarak vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
AG: Tenis hakikaten çok özel bir uğraş ve saymakla bitmeyecek bir sürü sebepten dolayı, velilerin, çocuklarını sağlıklı ortamlarda tenise yönlendirmeleri, çocukları için yapabilecekleri en güzel şeylerin başında geliyor. Bu röportaj için size de çok teşekkür ederim.