Geçenlerde Istanbul dan Merdol Gerçin aradı..
Geçenlerde Istanbul dan Merdol Gerçin aradı (hani, 1978 yılında ilk kez Almanların Boğaziçi köprüsünden Asya dan Avrupa ya koşarak geçmelerini sağlayan eski milli atlet)
-Madem ki yazı yazmaya başladın, bizim zamanımızın atletizmini de yaz.
-Ne gibi mesela?
-Canım, hani karda kışta yaptığımız idmanlar, halter idmanlarımızı, kros koşularımızı vs. işte.. Yaz da, şimdikiler biraz gülüp eğlensinler.
İlk önce gülünecek bir şey yok gibi geldi ama, eskilere şöyle bir dalıp düşününce kendi kendime tebessüm etmeye başladım.
Biraz eğlenceli olur diye de arada bir “eskileri” nostalji başlığı altında yazmaya karar verdim.
Ancak konuya nereden nasıl gireceğimi düşünürken, Atletizm sahasına ilk adım attığım 1957 yılı temmuz ayından başlamayı uygun buldum.
O tarihlerde, Atletizm sahası ile hipodrom arasındaki bulvarın bulunduğu yerden boklu dere akardı. Ankara nın lâğımı buradan geçerdi. Şimdiki salonun olduğu yerde de kavak ağaçları vardı. O bölge gölgelik olduğundan ısınma turlarından sonra kültürfizik burada yapılırdı. Ne var ki dereden gelen koku ciğerlerimize işlerken, ufak sinekler de ağzımız, burnumuzda dolanır, zaman zaman da boğazımızdan içeri girerdi. Bahar aylarında uçuşan pamukçuklar da ayrı bir dert olurdu.
Eski taş binanın üst katı Federasyon binası, alt katının bir tarafı kızlar, diğer tarafı erkekler soyunma odasıydı. Erkekler için karşılıklı iki oda vardı. Birinde Büyük milli atletler, diğerinde gençlerin odası vardı. Soyunma dolapları yerine duvara monte edilmiş tahta üzerine çakılmış 10 luk çiviler üzerine soyunulurdu. Ama, her çivinin yanında veya üzerinde başkasının soyunmasını engellemek için çivi sahibinin ismi yazılıydı. Soyunma odasında çivi sahibi olmak, o kişinin önemli bir derecesi olduğunun göstergesiydi.
Kalorifer olmadığı için, yakıtı tahta parçalarından oluşan termesifon vardı. İki duşu da ancak büyük atletler kullanırdı. Çünkü krosa çıkan mesafe koşucuları –başta merhum Ekrem Koçak olmak üzere- dönüşlerinde çalı çırpı getirir, termesifonu yakar, sonra ılık suyla 3-5 kişi ancak yıkanabilirdi. Biz gençler, eğer büyükler henüz krostan dönmemişlerse soğuk suyla süratle yıkanmaya çalışırdık.
Bir defasında Ekrem Koçak her zaman olduğu gibi, kros dönüşü getirdiği çalı çırpılarla termesifonu yakmış, ısınmasını beklerken dışarıda Besim (Aybars) Hocayla konuşuyordu. Soyunma odasına girdiğimde duştan sesler geldiğini duyunca merak edip kim diye baktım. Gençler uzun atlamada iyi bir dereceye sahip olan Artun Ünsal (şimdi bir Üniversitede Prof.) bir taraftan yıkanıyor bir taraftan da sıcak suyun verdiği keyifle ıslık çalıyordu.
Ben, “aman Artun?” dememe kalmadan Ekrem ağabey içeri girdi. Duşta mutlu bir şekilde yıkanan Artun u görüncee,
kovalamaca başladı..
Nostaljiye devam edeceğiz.
AŞKIN TUNA